Çamlıca'da cola yasağı meselesi gündeme gelince ergenlik çağındaki yeğenim "Ben de coladan şikayetçiyim" dedi. Ben "Tayyip Erdoğan'la pop düşkünü yeğenim arasında nasıl bir ortak nokta olabilir" diye düşünürken, açıkladı: "Kral TV'deki Coca-cola Top-20 listesinde aylardır Mirkelam yok". Meğer "onlar" Tarkan'cıymış... Sadece kendi pazarladıkları sanatçıları listeye koyuyorlarmış. Mirkelam hayranı yeğenim de bu şikeyi öğrenince colaya olan bütün itimadını kaybetmiş. Bunu öğrenince, bir aldatılma hikayesi de ben anlattım. Pek keyifli bir anımda radyo dinlerken "Şimdi kamu yararına bir reklam dinleyeceksiniz" gibi bir anons duydum. Kulak kabarttım. Sıradan bir cola reklamıydı. Herhalde "kamunun yararının" cola içmekten geçtiğini sanıyorlardı. Reklam üzerinde denetim filan da olmadığından, istediklerini söyleyebiliyorlardı. İçince özgürleşiyorduk ya... gerisi palavraydı...
* * *
Şu Refah'ın yerel iktidarı yüzünden ne hallere geldiğimize bir bakar mısınız? Çamlıca'daki cola yasağı ile başlayan "Meşrubat-gayrımeşrubat krizi"nde "Şerbetçi Tayyip"e karşı laik cephe topyekun colalı içecekler yanında saf tuttu. Neredeyse gece gizlice Çamlıca'yı basıp, şerbet bidonlarına cola katacak ve elalemi günaha sokacaklar. Oysa hafızası biraz güçlü olanlar, bu topraklar üzerinde uygulanan ilk cola boykotunun patentinin 68 kuşağına ait olduğunu anımsarlar. Yıl 1964'tür... İTÜ'nün Taşkışla binasının kantininde talebeler yeni yeni sosyalizmi tartışmaya başlamışlardır. "Amerika bizi sömürüyor" lafları dillerdedir. Birşeyler yapmak lazımdır. Kantini işleten Talebe Cemiyeti "Neden işe, şu Amerikan gazozunu okuldan atmakla başlamıyoruz" diye sorar ve "gavurun colası" Taşkışla'dan denize dökülür. Bu, anti-emperyalist gençliğin ilk büyük eylemidir. Colacılar hemen soluğu okulda alırlar. Dönemin öğrenci liderlerinden Harun Karadeniz o günleri şöyle anlatır: "O zamanlar gazoz kapağından otomobil çıkıyordu. Birgün kantini işleten arkadaşımız haber getirdi. Gazozcular gelmiş, 'Otomobili buraya çıkarırsak bizim gazozu satar mısınız' diye soruyorlarmış. Anında cevap verdik: 'Bu gazoz burada satılmayacak". O yasak anında Ankara'ya, Siyasal'a sıçradı ve "Cola'ya Hayır" kampanyası, bir döneme damgasını vurdu. Cola, Amerika'nın kültürel istilasının simgesi oldu.
* * *
Şimdi 30 yıl sonra gelinen noktaya bakın: En çok Amerikan gazozu, bugün o üniversite kantinlerinde tüketiliyor. Buna karşın "anti-emperyalist bilinç", Refah'ın insiyatifine geçti. Amerikan gazozu şimdi de Çamlıca tepesinden denize dökülüyor. Dün, istediğine otomobil çıkaranlar, bugün kim işine gelirse onu müzik listesinde pop yıldızı yapıyor. "Kamu yararına" kültür pazarlıyor. Bu pazarlama kampanyasında 30 yıl önce üniversitede "Cola'ya Hayır" pankartı açan 68'liler görev alıyorlar. Mülkiye'den colasız yetişen Mehmet Şevket Eygi de şimdi colasız Çamlıca'nın dekorasyonunu üstleniyor. Bu tablo karşısında ben, toplumun "colacılar-şerbetçiler" diye bölünmesinin çok ciddi çatışmalara yolaçabileceğinden korktuğumdan bir uzlaşma öneriyorum. Nasıl soğuk savaş döneminde Amerikan-Sovyet yakınlaşmasından yana olanlar içki olarak "votka-cola" önerdiyseler, ben de karşı karşıya olduğumuz kimlik krizinin çözümü için "şerbet-cola" formülünü öneriyorum. İkinci Dünya Savaşı'nda Nazilere karşı savaşan Amerikan askerlerine satacakları colaları Nazi fabrikalarında üreten colacılar, "şerbet-cola"ları da belediye tesislerinde üretebilirler. Böylece 30 yıl öncesinin boykotçuları arasında da bir diyalog kurulmuş olur. Reklamı yine bizimkiler yapar: "Şerbet-cola midenize ve dininize zarar vermez. Şerbet-cola ile herşey daha iyi gider... İlk giden, eskiden gönül koyduğunuz değerleriniz olur. Ama içince ferahlar, ruhunuzda acı çekmezsiniz. 'Denedim... ordaydım' deyip, kendinizi uçurumdan aşağı salıverirsiniz. Özgürleşirsiniz..."
|
 |
|
|
|
 |
|