| |
Birkaç yıl önce 1929 ekonomik kriziyle ilgili bir araştırma yaparken, dönemin gazetelerinde Türkiye'de ilk güzellik yarışmasının o yıl yapıldığı haberine rastlamış ve müthiş etkilenmiştim. Düşünsenize, Cumhuriyet henüz 5 yaşında, dünya iktisadi bir krizin pençesinde ve İstanbul'da Cumhuriyet Gazetesi bir güzellik yarışması düzenliyor. Bu ilk yarışmalar, eğlence olsun diye değil, Cumhuriyet'in yeni yüzünü cümle aleme göstermek için bizzat Atatürk'ün talimatıyla başlatılmıştı. Bu anlamda ilk kraliçeler birer misyoner gibiydiler. '"Misyon", dünyaya "yeni Türk kadını"nın değişen çehresini tanıtmaktı. Salı gecesi Show TV'de Türkiye'nin ilk "Erkek güzellik yarışması"nı işte bu nedenle merakla izledim. Aradan 65 yıl geçtikten sonra bu kez de "Mr. Turkey" yarışması sayesinde "Yeni Türk erkeği" ile tanışacaktık. 1929'daki yarışmada, tutucu çevreler biraz da padişah masallarından etkilenerek, "Kemal Paşa, 'ülkenin en güzel kızını seçip bana getirin' talimatı verdi" diye dedikodu çıkarmışlardı. Zamanla işler değişmişti. Artık bir bayan Başbakan'ın yönettiği ülkede en güzel erkek yarışması yapılıyordu. Yarışmaya 800 erkek başvurmuştu. Adayların 17-25 yaşında ve (nedense) hiç evlenmemiş olmaları gerekiyordu. Birden gözümün önüne, yarışma fotoğrafı çektirmek için süslenip püslenip mahalle fotoğrafçısına koşan, bu aleme "kral" olabilmek için evden kaçıp, İstanbul'a gelen delikanlılar, pazularına silikon taktıran, kelleşen tepesine saç ektiren finalistler geldi. Acaba güzellik yarışmalarının geleneksel skandalları burada da yaşanacak mıydı? Yüzlerce aday arasından seçilen yakışıklı kral, dul olduğu son anda ortaya çıkınca, gözyaşları içinde tahtını terkedecek miydi? Mayolu geçişte podyuma bir mutluluk çubuğu düşüverse neler olurdu? Kral, tacını taktıktan sonra eski güzeller gibi "Şimdi amacım mutlu bir izdivaç yapmak" diyecek miydi? Yarışma başlayınca ne kadar çağdışı kaldığımı farkettim. Bir defa, yarışmanın adı, "güzellik yarışması" değildi. "Güzel erkek" lafı biraz "kadınsılık" çağrıştırdığı için yarışmaya "Mr. Turkey" adı takılmıştı. Bu, "Babahindi" çağrışımı yapsa da ilk söylenişte kulağa daha Avrupai geliyordu. Sonra, seçilen erkeğe "Kral" denmiyordu. Aktüel'in haberinden öğrendiğimize göre yarışmaların monarşik niteliği sona ermiş, kazanana taç giydirip, tahta çıkarma adeti tarihe karışmıştı. Mr. Turkey, yarışma sonunda boynundan aşağı salıverilen bir bant kazanacaktı. İyi de seçim nasıl yapılacaktı? İlk yarışmada genç kızlar Cumhuriyet Gazetesi'ndeki bir masanın üzerine tek tek çıkıp, endam sergilemişlerdi. Çok meraklı jüri üyeleri de masaya yaklaşıp, yarışmacıların eteklerini hafitçe kaldırarak, finalistlerin vücutları hakkında fikir sahibi olmaya çalışmışlardı. 65 yıl sonra ilk "erkek kral" yarışmasında çoğu kadın olan jüri üyelerinin, adayların mayolarına aynı uygulamayı yapma şansları yoktu tabii... O yüzden "Bay Türkiye"yi seçenler daha çok düzgün vücut, hâl, tavır ve yakışıklılığa bakacaklardı. Yarışmayı sunan Billur Kalkavan, işveli anonslarla adaylara kur yaparken, salonu dolduran iyi giyimli seyircilere de "sarkan göbeğinizden, dökülen saçlarınızdan utanacaksınız" diyerek aşağılık kompleksi vermeyi ihmal etmedi. Ve bu hava içinde "Bay Türkiye" adayları yerlerini aldılar. Aman yarabbi... Bunlara Türk erkeği demeye bin şahit isterdi. CHP kurultayında yarışan adaylardan o kadar farklılardı ki... Bir defa içlerinden birinin bile bıyığı yoktu. Kimisi "kız gibi" saç uzatmış, hatta küpe takmıştı. Anadolu'da erkeğin hası, ya bilek güreşinde, ya rakı sofrasında anlaşıldığı halde, bunlar son kamp dönemi boyunca ağızlarına içki bile sürmemişlerdi. Podyuma, şıkır şıkır takım elbiseler içinde ellerinde iş çantaları ve kulaklarında cep telefonları olduğu halde çıktılar. İkide bir saatlerine bakmalarından bir aceleleri olduğu anlaşılıyordu. Ya borsada broker ya büyük bir şirkette pazarlama uzmanı görüntüsü veriyorlardı. Salondakilere küçümseyici bakışlar fırlatırken, soğuk görünmeye çalışıyorlar, ama konuşurken titreyen sesleri, onları ele veriyordu. Tabii kültür soruları filan olmadı. Televizyona spiker alırken bile adayın diksiyonundan çok göğüs dekoltesine bakılan, bilgi yarışmalarında "bul karayı al parayı" türünden oyunlar oynanan bir dönemde güzellik yarışmasında kültür sorusunun ne işi olabilirdi? Yine de uzaktan bakınca "yeni Türk erkeği"nin, bıyıklı ve adaleli bir maço olmadığı, yeni dönem erkek pop şarkıcıları gibi temiz yüzlü, bakımlı ve "feminen" bir delikanlı portresi çizdiği anlaşılıyordu. Bu sokaktaki bıyıklı kahir çoğunluk için zararsız bir görüntüydü. "Mr.Turkey", onlar için İngilizce bir kelime kadar uzak bir adamdı. Sonuçlar açıklanınca, 21 yaşındaki "ilk kral", mutlu bir izdivaçtan filan sözetmedi. "Alem buysa kral benim" de demedi. Zaten alem bu değildi ki... Sadece "Mankenlik tekliflerini beklediğini" söyledi. Güzellik, artık bir itibara dönük misyonun değil, para getirici bir mesleğin adıydı. Mr. Turkey, yakında Londra'daki uluslararası yarışmada Türk erkeklerini temsilen yarışacak. Sokaktaki Türk erkekleri ise kendilerini temsil ettiği söylenen bu gence bakıp, sarkık göbekleri ve pos bıyıkları ile gururlanmaya devam edecekler. Sokakla vitrin biraz daha birbirinden uzaklaşacak. Ve "Mr. Turkey" ne yaparsa yapsın, Türkiye yine bildiğini okuyacak.
|
 |
|
|
|
 |
|
|