Bir dönem oturduğumuz evin üst katında ayyaş bir adam sürekli karısını döverdi.
Kadıncağızın canhıraş çığlıklarını duyup yardıma koştuğumuzda bizim ayyaş kapıyı açar ve hep aynı şeyi söylerdi:
"Size ne ulan, bu bizim iç işimiz!.."
* * *
Başbakan'ın "AB iç işimize karışmasın" açıklaması, "Severim de döverim de, size ne" üslubu taşıyor.
Eskiden AB karşıtı "astığım astık"çıların kullandığı bu söylem, "Gönlümüzce işkence yapamayacak mıyız yani" yakınması içerirdi.
Neyse ki, -bir ara Abdullah Gül'ün de söylediği gibi- günümüzün dünyası, insan haklarına dair hiçbir şeyi, hiç kimsenin "iç işi" saymıyor. İdam cezası bu sayede kaldırıldı. İşkenceciler bu sayede caydırıldı.
Cesur reform paketleriyle düşünce suç olmaktan çıkarıldı.
Ve o koca nehirleri geçen hükümet, şimdi zina deresinde boğuluyor.
* * *
Uygarlık tarihi, biraz da, insanın özel yaşamının koruma altına alınmasının tarihidir.
Yüzyıllarca insan hayatına hükmeden, mahremiyeti yok eden, zinacıyı recmeden toplum, modernleşmeyle birlikte cezalandırıcı güç olmaktan çıkar.
Birey, yasaların koruyucu zırhıyla kuşanır.
Düşündüğünde serbesttir.
İnancında da...
Özel yaşamında da...
Bunlar, suç kapsamında değildir.
Bedelini özel dünyasında öder.
* * *
Başbakan'ın zinayı cezalandırma ısrarı, insanoğlunun, asırlarca uğraşarak, kişisel özgürlükleri çevresine ördüğü çiti yıkma niyeti taşıyor.
Çit bir kez yıkılırsa, bu kasvetli ahlak anlayışı yarın düşünceyi de, inancı da, özel yaşamın diğer alanlarını da cezalandırmaya yönelecektir.
"Biz Türk'üz ve Türkiye'yiz" efelenmesinin tercümesi bu...
Madem öyleydi, niye başörtüsünden dolayı okula alınmayan kızlar, "Ne yapalım, burası Türkiye, biz de Türk'üz" diye sineye çekmek yerine ülkelerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne şikayet etmeyi seçtiler.
Günümüzün evrensel hukuku, insanı kendi ülkesindeki despotlara karşı da koruyor da ondan...
* * *
Doğrusu AB işi, fazla yolunda gidiyordu.
Hepimiz son turda bir çelme bekliyorduk, ama herhalde en son beklenen, o çelmeyi nihai rapor yazımına 3 hafta kala Erdoğan'ın kendi bacağına takmasıydı.
Başbakan, "AB olmazsa olmaz değil" sözleriyle, iğneyle kuyu kazarak ve CHP'yle uzlaşarak reformları söz verilen 6 Ekim'e yetiştirmeye çalışan Abdullah Gül'ü harcadı.
Zina tartışması ile AKP'nin modernleşmeci ayağıyla, gelenekselci ayağı arasındaki kavga da su yüzüne çıktı.
Kavganın önceki günkü etabında "milli görüşçü" ayak, modernleşmeci ayağa ateş etmiştir.
Oysa o, partiyi Erbakan çizgisinden koparan ayaktı.
Onun yaralanmış olması, sadece AKP'nin değil, Türkiye'nin de topallamasına yol açacaktır.
Ve hiç şüphesiz, ülkenin kaderini bir "zeker meselesi"ne kurban etmenin bedeli, ağır olacaktır.
* * *
Komşunun öyküsüyle bitireyim:
Kadıncağız sonunda dayaktan yıldı.
Başka birine gönül verdi ve evi terk etti.
Zina yasası olsa, bulunduğu yerden alınır, hapse tıkılır, çıktığında da dayakçı kocanın yanına postalanırdı.
Ve biz yeniden çığlık seslerine koştuğumuzda ayyaş koca dayılanırdı:
"Karışmayın iç işimize... Biz Türk'üz. Burası Türkiye!.."
|