ŞURASI KESİN Kİ BU, ZOR BİR HESAPLAŞMA OLACAK. YARALANAN EJDERHA SON BİR ÇIRPINIŞLA SALDIRACAK. YILMAMALIYIZ.
Önceki hafta, koca bir ekip, 40 Dakika programı için Susurluk kazasının Avrupa'daki Gladio örgütüyle ilişkisi üzerine araştırmalar ve röportajlar yaptık. Bugüne kadar ortaya çıkarılan ipuçlarını biraraya getirip, resmi tamamlamaya çalıştık. Ama hâlâ bir şey eksik gibiydi. Program yayınlandıktan iki gün sonra eksik parçayı Aktüel'in müthiş haberi tamamladı:
"Saint-Pierre'in Kurtları" kitabıyla tanıdığımız Fransız gazeteci Stoerkel, Abdullah Çatlı'nın 1982 yılında İtalyan Gladio ajanı Chiaie ile birlikte Amerikan koruması altında Miami'ye girdiğini açıklıyordu.
Müthiş bir bilgi bu...
Çünkü son dönemde Susurluk işinin basit bir mafya içi hesaplaşma ya da kumarhane pastasının paylaşımı için verilen bir savaş olduğu yolunda akıl yürütenlere işin gerçek yörüngesi ve boyutları hakkında çok açık bir kanıt sunuyor.
Şimdi bu çizgiden hiç sapmadan, cesaretle konunun üzerine yürümemiz gerekiyor.
"Kumarhane işi," "mafya meselesi," "Çiller şebekesi" işin detayları...
Kuşbakışı bakabilenler, Susurluk kazasının asıl anlamını çok iyi görüyorlar artık:
Avrupa'dan çözülmesinden beş yıl sonra "Gladio"nun Türkiye'deki uzantısı, Susurluk'ta bir "iş kazası"nda yakayı ele verdi. Devlet, yıllar yılı kullandığı Çatlı'yı tanımazdan gelince de, örgütün geri kalanı kızdı; konuşmaya, belge, bilgi sızdırmaya koyuldu. Ve iş çorap söküğü gibi çözülmeye başladı.
Bütün bulgular, beş yıl önce Avrupa'da açığa çıkarılan bulguların tıpatıp aynısı:
Orada da bu iş NATO bünyesinde ve Amerikan himayesinde geliştirilmişti. Orada da amaç, solun Avrupa'daki yükselişinin önünü kesmek ve muhalefeti bastırmaktı. Orada da bu işle görevlendirilenler, savaş artığı Naziler'di. Orada da devlet desteğinde sabotajlar, suikastler, katliamlar düzenlemişlerdi. Orada da iş açığa çıkınca, bu kirli ilişkiler ağının, devletin üst kademelerine kadar tırmandığı anlaşılmıştı.
Şimdi arınma sırası Türkiye'de...
Henüz örtünün sadece kenarı kaldırıldı ve pisliğin görünebilen kısmı bile tüyleri diken diken etmeye yetti.
Ama durmamak gerekiyor. İşin peşini bırakmamak zorundayız.
Bu pisliğe bulaşmış, bulaşmamış herkes eteğindeki taşı dökmeli.
Mesut Yılmaz, devlete ilettiği belgelerin üstünün örtüldüğüne inanıyorsa, bunları kamuoyuna açıklamalı...
Bülent Ecevit, 1978 yılında Başbakanken Doğu Anadolu'da kendisine "MHP ilçe başkanının Özel Harp Dairesi'nin oradaki gizli elemanı olarak çalıştığını açıklayan" generalin kim olduğunu ifşa etmeli...
Genelkurmay'da İstihbarat Daire Başkanlığı yapmış olan Sezai Orkunt "Silahlı Kuvvetler soldan korkar. O yüzden organizasyon MHP ile olmuştur. Türkeş'e bazı imkanlar verilmiştir" derken neyi kastettiğine açıklık getirmeli...
MHP davası sanıklarından emekli Kurmay Albay Mehmet Alanyuva, MHP davası sırasında, "Türkeş'e verdiğini" açıkladığı "Yerli komünist gruplara karşı gayri-nizami harp" şemasının nasıl olup da tüm NATO ülkelerinde uygulanan Gayrinizami Harp Talimnamesi ile tıpatıp aynı olduğunu itiraf etmeli...
Ve Susurluk kazasından tam 23 yıl önce Türkiye'de kontrgerilla diye bir örgüt bulunduğundan ilk kez söz eden ve o gün bugündür, bu örgütün üzerine büyük bir kararlılıkla yürüyen emekli Kurmay Yarbay Talat Turhan, bütün bu araştırmalarda "bilirkişi" olarak göreve çağrılmalı...
Şurası kesin ki bu, zor bir hesaplaşma olacak... Yaralanan ejderha, son bir çırpınışla ve daha büyük bir hınçla saldıracak.
Ama vazgeçmezsek ona son ve öldürücü darbeyi indirebiliriz.
Bütün ihtiyacımız... biraz daha gayret ve biraz daha cesaret...
|