İki eniştem birden, kalpten yatağa düştü geçen hafta... Büyük teyzemin kocası aniden göğsüne saplanan bir sancıyla, küçük teyzemin kocası da ansızın bastıran bir terle hastanelik oldular. Büyük enişte kendi halinde, iyi bir adamdı; ama sıkı bir anti-komünistti. Askeri bir fabrikadan emekli bir devlet memuru olarak kuzeyden esen rüzgarlara karşı hep öfkeliydi.
"Komünist Rusya'daki mezalim"i anlatır durur, buna karşın bizim memleketteki özgürlükten dem vururdu. "Özgür"dük ama zengin değildik. Çünkü eğitime, sağlığa harcayacağımız paraları kuzeydeki ejderhayı durdurmak için savunmaya akıtmıştık yıllar yılı... Nitekim enişte yatağa düşünce bir devlet hastanesine kaldırdık. Lakin ne alet-edevat vardı, ne doktor-hemşire...
Acil servistekiler haftasonları hastanede sağlık personeli bulamayacağımızı, hafta başında da suların kesildiğini söylediler. Sulan akan bir hastaneye naklettik. Orada da elektrikler kesikti. Bir kardiyoloji profesörü, daha özenli bir bakım istiyorsak, özel bir hastaneye geçmemiz gerektiğini fısıldadı ve kendisinin de çalıştığı bir özel hastanenin adını verdi. Oraya taşındık. İlgi harikaydı, ama lüks bir oteli andıran hastanenin geceliği 20 milyon liraya patlıyordu. Üç, beş gün sonra paralar suyunu çekince enişteyi bir başka devlet hastanesine taşıdık. Acil servis kapısında yerlerde sürüklenerek içeri sokulan hastaların arasında torpille bulunan bir odaya yerleştik. Ve doktorların "Turp gibisin, atlattın" demelerinden birkaç saat sonra enişteyi kaybettik.
O çok sevdiği devletinin hastanelerinde can verdi.
Ölüm nedeni konusunda bir açıklama yapma gereği bile duymadılar.
Cenazemizi alıp çıktık...
* * *
Küçük enişte, Kırgızistan'daydı aynı sıralar... Büyük eniştenin öfkeyle sözünü ettiği topraklarda yani...
Kuzeydeki ejderhanın zırhı çoktan delinmiş ve açılan kapıdan Türk işadamları dalmıştı içeri... Bizim küçük enişte de eski ejderhayı yeni dünyayla tanıştıranlardan biriydi.
Ama kalbinin orada, Bişkek'te tekleyeceği tutmuştu işte...
Gerisini kendisi anlattı:
Otelde ter basınca resepsiyona inmiş. "Ben fenayım bir hastaneye gideyim" demiş. Resepsiyondakiler "Gerek yok, biz bir ambulans çağırırız" demişler. Pek inanmasa da odasına çıkıp, beklemeye başlamış. 10 dakika sonra iki üç doktor ve beş, altı hemşire çalmış kapıyı... İlk müdahaleyi odada yapmışlar, sonra telefon edip bir ambulans istemişler. Birkaç doktorla iki, üç hemşire daha gelmiş. Ambulanstan taşınan cihazlarla odada elektrosunu çekmişler. Sonra da yetinmeyip bir başka ambulansla hastaneye götürmüşler. Hastane eski püskü, cihazlar gösterişsiz ama ilgi olağanüstüymüş. İğneler yapılmış, nabızlar alınmış, ilaçlar yazılmış ve hasta aynı ambulansla yeniden oteline bırakılmış. Tabii yine doktor kontrolü altında...
Küçük enişte ertesi gün "Yeniden hastaneye uğrasam mı?" diye düşünürken yine odasının kapısı çalınmış ve aynı kadro kapıda belirmiş. "Muayeneye geldik" demişler ve hastayı yeniden kontrol etmişler. "İyileşene kadar, kontrolümüz altında olacaksınız. Her gün gelip bakacağız" demişler. Enişte şaşkın, "Yahu dün o telaşla sormayı unuttum, borcum ne kadar" diyecek olmuş. Tuhaf gözlerle bakıp, sağlık hizmetlerinin ücretsiz olduğunu söylemişler.
Küçük enişte, sosyal devletin ne demek olduğunu, o zaman, orada öğrenmiş.
* * *
Geçen hafta büyük enişteyi o çok sevdiği devletinin bakımsız hastanelerinden alıp, gözyaşları içinde toprağa verdik. Küçük enişte ise, büyük eniştenin nefret ettiği topraklarda hâlâ tortusu kalan bir sosyal devlet anlayışı sayesinde bugün sapasağlam ayakta... Kalp spazmı geçirdiği günü hatırladıkça "İyi ki oralardaymışım. Buralarda olsam yanmıştım" diyor.
Büyük enişte hayatta olsa, bu işe ne derdi kimbilir?.. Öyle yıkandı ki beyinler, sosyal devlete karşı ilk isyan bayrağını, o devletten en çok çıkarı olanlar açıyor. Ve biz, kuzeyimizde yıkılan duvarın altında kalan şeyin, hantal bir sistemle birlikte yurttaşına karşı müşfik bir devlet anlayışı olduğunu bir kez daha görüyoruz. Oralara kısmen Türk işadamları eliyle taşıdığımız liberalizmin ilk işinin, eski "Herkes için sağlık" sloganlarını duvarlardan indirip, "Sadece parası olana sağlık" posterleri asmak olacağını da biliyoruz.
Anlıyoruz ki, kuzeyde "yeniden yapılanma" sonrası "global ekonomi" hakim olursa, birkaç yıl sonra otel önüne yanaşan ambulanslar, hastaya şikayetinden önce parasını soracaklar. Ve cenazesini hastaneden almak için para toplamaya çalışanlar hasretle anacaklar eski sosyal devlet hatıralarını...
Büyük enişte, kalbi ilk teklediği gün o nefret ettiği topraklarda olsa, belki bugün aramızda olacaktı. O yüzden işte; en az eniştemin ölümü kadar üzülüyorum, sosyal devletin ölümüne de...
|