Dergilerde sempatik bir ilan:
"Mor İnek Farklılaşma Konferansı..."
Seth Godin'in kitabından alınan şu satırlarla başlıyor duyuru:
"Bir gün otoyolda araba sürüyorum. Sağımda ve solumdaki engin, huzurlu ve yeşil çayırlarda otlayan güzel inekleri görünce kendimden geçiyorum. Ama 15-20 kilometre sonra hepsi birbirine benzemeye başlıyor. Bunların bazıları mükemmel inekler, çekici inekler, harika ilişkileri olan inekler olabilirler. İnekler ne kadar güzel olurlarsa olsunlar, bir müddet sonra sıkıcı hale geliyorlar. Ama o çayırlarda karşımıza bir mor inek çıksa ne kadar hoş, ne kadar farklı ve çarpıcı olurdu."
Buradan da anlayabileceğiniz gibi konferans, "farklı, çarpıcı ve sıradışı olmak"la ilgili...
Yani "sürüden ayrılıp Mor İnek'i yaratmak"la...
* * *
Farkında mısınız, bu laf ne kadar çoğaldı son zamanlarda?..
Radyoda spiker "sıradışı bir şarkı" çalıyor, televizyonda filmler "sıradışı" diye tanıtılıyor, kadın dergileri "sıradışı giyim"in sırlarını veriyor.
Medyaya bakan, memlekette "sıra içi" hiç kimsenin ve hiçbir şeyin kalmadığını, sıradanın sıradışı haline geldiğini sanabilir. Oysa çevrenize bir bakın, herşeyin ne kadar sıradan olduğunu göreceksiniz.
Belki de hayatın hepten sıradanlaşmasıdır bizi böylesine "sıradışı"nın peşine düşüren...
* * *
Geçenlerde bir radyo programında dinlemiştim:
İstanbul'da "sıradışı olma kursları" açılmış.
Düşünsenize kursa yazılıyorsunuz ve sıradışı bir hayatın sırlarını öğreniyorsunuz. Programda kursiyerlerden biri anlattı:
Tavsiyeye uyup sevgilisini aylar öncesinden bir dalgıç kursuna yazdırmış.
Birlikte dalmayı öğrenmişler. Sonra Bodrum'a gidip elele kendilerini suların dibine salıvermişler. Aşağıda onları bir küp bekliyormuş. "Kıralım" diye işaret etmiş çocuk. Kırmışlar. İçinden bir inci küpe ve kolye çıkmış. Heyecandan kızın deniz gözlükleri yerinden fırlamış. Kolyenin yanında su geçirmez kılıfta bir kağıt varmış.
Hediyenin vurucu cümlesi o kağıtta yazılıymış:
"Sen benim hayatımın incisisin."
* * *
Nasıl ama?..
Buna yakın bir durumu son Bond filminde seyretmiştim.
Orada da bizim James ("Bond" canım, "James Bond") Amerikan ajanı bir fıstığı, pırlanta yüklü bir helikoptere atıp ıssız bir koyda küçük bir kulübeye götürüyor, orta yerde mücevherlerin içine yatırıp soyuyor, sonra da göbek deliğine o nadide pırlantalardan koyuyordu.
* * *
Bunlar sıradışı olmak için biraz pahalı yöntemler...
Helikopter bulmak kadar sevgilinizin göbek deliğine sığacak boyda pırlanta almak da el yakıcı olabilir.
Ama asıl el yakıcı olan, asırlardır herkesin koyun olmaya zorlandığı ve sürüden ayrılanı kurtların kaptığı bu ülkede farklı olmaya çalışmaktır.
Eğer sıradışı bir şey yapmak istiyorsak, mor ineğin peşine düşmeden önce, başka ve farklı bir dünya olabileceği haberini daha önceden vermiş olanları hapisten salıvermekle işe başlasak iyi olmaz mı?