Vehbi Koç'un çok özel mektupları
CHP'li ama DP'linin metresini oynuyor
Başbakan Devlet Adamı Değil...
“Yerli kardinaller”
Milli Şef'e 33. yıl töreni
Her yaşa uygun yayın
İki ayrı gözlükle İsmailağa Camii olayı
Özel arşivi ve anılarıyla Vehbi Koç
"DP'ye girmezsen Rahmi'yi alırız"
Efendilik çıkalı...
Vehbi Koç'un hayatı yeniden okurla buluştu
Ne Yaptı Araplar?
Yaşının küçüklüğü yazı işleri müdürlüğünden etti
İnternet özgürlüğü silaha dönüşürse dünyanızı karartır...
Bunlar...
Üçüncü klibini töre cinayetleri için çekti
'Atatürk'ü Seviyorum' Çince ve Uygurca'da
Büyük Türk gazetecisi
Can Dündar canımızı çok acıttı...
Can Dündar’ın ninesinden Türkiye gerçeğine
Kevser’in mekânı cennet olsun!
Çalıkuşları
Pamuk`un Nobel`i
Hayıflan canım hayıflan...
Benim 1979 ajandam
Ahmet Hakan'ın kötü günü
Hayaller ve gerçekler
Kurtlar Vadisi Irak bir ılımlı İslam filmi mi?
Common sense needed
Kurtlar Vadisi solu kıskandırdı
Can Dündar'ın Menderes-Ayhan Aydan belgeseli ve Yassıada
Yassıada mahkemelerinde cinsel sorular!
İTÜ'lüler de 'Milliyet ve Can Dündar' dedi
Aliye'yle Ayhan
Trajik Bir Aşk Öyküsü
52 Yıl Ödül Verebilmek
Gerçek Aşk Var
Menderes, Ayhan Aydan, İnönü
Mehmet Ali'den Kumar İtirafları
Rüzgar eken fırtına biçiyor
Mülkiyeliler Belgeseli ders olacak!
Meşal'i kim getirdi?
Yumruğu aradaki yer
Trabzon'da öldürülen papaz...
Devletin sabit hizmetkarı da burada okudu muhalifi de
Can Dündar az bilinen bir dönemi aydınlattı
Demokrasimizin de bağı var, üzümü yoksa da yaprağı var...
"Oğlum, servetime güvenme"
Muğlalı Paşa Sendromuna Ne Oldu?
'Şeriatın kestiği' acımazken, kanunun kestiği acıyorsa..
Vehbi Bey'in tarihinden...
Mülkiye Belgeseli
"Tatlı hayat" tuzağı
Bilinmeyen yönleriyle Vehbi Koç
Medya arkeolojisi ihmal edilecek uğraş değildir
'Komplo Teorisi' Değil, Komple Obskürantizm
İETT'nin şöhretler karması
'Vehbi Koç - Bir Yüzyılın Hikayesi' sergisi Ankara'da
Yanılgının böylesi
O e-postayı kim gönderdi?
O eski film!
Teşhiste hata çözümü engeller
Gorbaçov ve Ecevit
Korku filmi gibi...
En çok satanlar...
Başsavcı Nurettin Ok'un "Onur Günleri"
Vehbi Koç prensiplerinin belgeleri
Bu sefer okuyacak mıyız?
Sorularım var
Ulucanlar, kültür sitesi olmalı
2005'in Başarılı İletişimcileri ödül aldı
Öldüğünde Vehbi Koç'un cebinden tespih çıkmış
"Gençler Vehbi Bey'i örnek alsınlar"
Koç'tan Anıtkabir'e de balmumu Atatürk heykeli
Faşizme karşı 2 dakika suskunluk
Sıra İstiklal Marşı'nda mı?
Defter yırtanın defteri dürüle!
Limitler çizilmediğinden hep isteyen bir gençlik yarattık
ABD-PKK ve Irak Kürtleri
Beraber yürüdüler bu yollarda...
Bu adam neci?
Yalnız kovboylar
Eski şarkılarda güzel olan, 'söz' olmasıydı
Tutarsız saldırı
Türban-İsyan-Kadın: Biz kaç kişiyiz?
Yüzyılın Aşkları
Çetelerin çetelesi
Başbuğ Ve Kürtçe
'Ergenekon' yapılanması
Ergenekon Anayasası- 1
Ergenekon
Çetelerin 11 Eylül'ü
Atakoğlu'ndan genç müzisyenlere müjde!
Atilla Dorsay ve sinemayla geçen 40 yıl
Çok satanlar
Pentagon kurdurdu
'Dünya yazarı' Türkler çoğalıyor
Ergenekon Anayasası- 2
En çok satan kitaplar
Anılar ve yaşam öyküleri
M. Ali Birand bırakıyor mu?
Ergenekon
Sular duruldu mu?
Hayat ve ben
Kanal D haber için yeni isim
Gölbaşı'nda unuttukları arsa
Ecevit'in fotoğrafı yaraladı
Türkiye'yi kim karıştırmak istiyor?
TRT'nin halleri
Haftanın en çok satan kitapları
Öykülerin seramiği bugün açılacak
Can Dündar imza günü
Araştırmada sorulmayan sorular...
"Çıplak beton" ODTÜ'lü
Atatürk'ün Latife Hanım'ı ata bindirip kaçırmayı düşündüğünü biliyor muydunuz?
Ünlü yazarlara seramik yorumlar
Edebiyatın seramik yorumları İstanbul caddelerinde
Büyük patlama!
Tablo
Vehbi Koç'un hayatı bana ne öğretti?
Ayın kitabı
'Hayır ve şer'
Binlerce derecede eriyen harfler
İnternet yalanları
Romandan sokağa 'seramik kahramanlar'
İnternet ne kadar güvenilir?
Telaynak
Gülümse, babacığım!
Venüs ve baba
Kültür sanat gezgini durmaz artık
Paris'te son tango
Kendine de hapsolmamak için
Özal suikastının perde arkasındaki ünlüler...
Senin pantolon inseydi Ali Bey!
Üç boyutlu öyküler İstanbul sokaklarında
Konya'daki son Ermeni de gitti
İmzalamaya mecbur mu?
İstanbul sokaklarında üçboyutlu öyküler
Medya
Medya Politik
Kitap
Herkes 'kim bu?!' denilecek bir 'değer'dir
Hangi eser, nerede?
Laik eğitime inanan biri Köşk'e çıkmalı
Savaşan Hizbullah
Özürlüye sesli kitap
Gene hiçbir hazırlığımız yok
Ayın web siteleri
“Ağzı bozuk serserinin teki” bir köşe yazarı
Sen ne biçim Türk'sün?
Halife girer, biz girmeyiz!
İşgal haritası!
Deniz Gezmiş'in naifliğinde öleceğim...
O 'Almanlar' bizim Almanlar olmasın!
The famous map
Türkiye İşgal Altında mı?..
Valla almadılar, billa almadılar
Makedonya'da 'hain emeller' beslersem ne olur?
Çok satanlar
Can Dündar'ın haritası ve yabancılara mülk satışı
"Kiracıdan devren satılık"
Medyada müstehcenlik
"Mış gibi" yapmak
Basına not: 20 üzerinden 1
Akbank Kısa Film Festivali jüri üyeleri belli oldu
Can Dündar
İş eskiye dayanıyormuş!
"İşgal haritasına"na gizli önlem
Deniz, kum, güneş, anı ve biyografi
Acıları içimize gömmek...
Cüneyd Zapsu Ne Konuşmuş Olabilir?
El Zapsu Ne Verdi?
Danışmanı kime danışırsınız?
Sky Türk - Cafe Net
Ortadoğu: Gözlemler ve tespitler
Roma'ya bizi götürün!
Çok satanlar
Terör, bomba ve pompa
Dört dörtlük bir PR projesi
Ünlülerden barış çağrısı
En az Gümüşhaneli en çok İstanbullu okuyor
İç savaş mı istiyor kahraman olmak mı?
Türkiye sırada mı?
Üç boyutlu edebiyat
Tamamen duygusal
Milliyet'in reklam filmi
Yetiştik Çünkü Biz!...
En çok satanlar
Yalnız değilsiniz, çünkü Milliyet var
Vietnam - Türkiye
Medya, asker merakına makul bir gerekçe bulmadıkça...
Yargı, Kuğulu Park'a tecavüzü durdurdu
İnönü'den cumhurbaşkanı tarifi
"Ben artık filozofum"
Can Dündar Bodrum'da kitaplarını imzaladı
AKP'nin Beşinci Yılı - Aydınsallar ve Muhalefet...
"Hem ezin hem de demokrat olun!"
Yargıca saygı
Önce öğren, sonra konuş!
Yüzyılın Aşkları
Kısa etek ve kırık kemik
Bosna'dan bir çığlık
İstanbullular da şehirlerine sahip çıkıyor
Can Dündar'ın hoşuna gitmiş sanki
'Bence' diye başlayan cümlelere itibar etme, Aliciğim!
'Yürüyen Köşk' hizmete girdi
Ali Kırca olayı
Ailenizin sunucusu fantezi düşkünü çıktı
Gözyaşlarımıza hakim olamadık
Yazar Can Dündar okurlarıyla buluştu
Ali Kırca ile Müslüm Gündüz ya da Bakan Pepe ile siyahlar ve beyazlar
Pantolon meraklıları
100 yılın aşkları
Halife neden mayoyla denize girerdi de bunlar girmiyor?
Özdenetimsiz medya
Halkın Belediyesi
Şehir aydını İslamiyet'le barışıyor
Halifenin mayo giymesine dairdir
Güle güle demokrat general
Milliyet reklamı güzel ve doğru
Bizim gazetenin reklamı
Haberlerden haberler!
Lübnan'a AKP birliği!
Hiç "Kırca"lamamak en doğru strateji
Halife neden denize girerdi, bunlar girmiyor!
Seyreden mi suçlu, yoksa seyrettiren mi?
Eyüpsultan ve Pierre Loti
NTV güzellik iksirlerini kullanmaya devam ediyor
Can Dündar sallıyor
Gül, Babacan'a küsmüş!
İnançlar kalmayınca!
Gül, Babacan ve Avrupa Birliği
83. yıla özel kutlama
Yazının ve sözün duygusal sesi: Can Dündar
Türkiye'nin 'überseksüel'leri
Mustafa Koç ve Cem Boyner 'überseksüel'
Türkiye'nin überseksüelleri
Her şey sahte, yazılar bile...
'atv yine fenomen yaratacak'
Ankara Atatürk Lisesi 120 yaşında!
Can Dündar ile röportaj...
Kaçış yok, sersemleyeceğiz...
Metroseksüel ve überseksüel erkek
Dünyanın bütün aktörlerine selam verdirdim!
NTV logosu artık sol üst köşede
Eskiler ve yeniler
Yepyeni programlar sizleri bekliyor
Can Dündar soruyor: Neden?
Tarikat, siyaset ve devlet
Tarikat-Siyaset-Devlet
Gündeme Can'dan bakış
Türkiye'nin en seksi erkek köşe yazarları
İşte Türkiye'nin en seksi erkek köşe yazarı...
Türkiye'nin en seksi köşe yazarı seçildi
Sevgili öğretmenim, lütfen gerçekleri de anlatın çocuklara!
'Neden' tutmayacak. Peki neden?
Televizyonlar kan kırmızı!
Medya neyin peşinde?
Anlaşıldı; salı akşamları tartışacağız
Yeni bir 28 Şubat mı hazırlanıyor?
From the columns
İlk günden pişti oldular
Süperpoligon'un haberi ve Can Dündar'ın açıklaması
Said Nursi Belgeseli'ni Can Dündar'a yaptırmak
Can Dündar'a 'Serzeniş'
Taş Mektep'in 120'nci yılı
Kadın kokusu...
"Bir überseksüelin itirafları"
Düşünce özgürlüğü sınırlanabilir mi?
Önceliklerimizin Neler Olduğunu Bilmek...
Eskilere rağbet olsa bit pazarına nur yağardı değil mi?
Sürpriz, Neden?
Zeki Müren'i ne çabuk unuttuk?
Düşünce sınırlanabilir mi?
Lafı sahibine iade!
Akbank Kısa Film Festivali yarışma başvuruları için geri sayım başladı
İftar, sahur ve 301...
Kim kimden alıyor?
Dink: Beni niye yargılıyorsunuz?
301'in püf noktası
Tartışma...
301 FM ya da 141 FM
Meraklı köfte
"Bir überseksüelin itirafları-2"
"Bireysel Silahsızlanma" belgeselleri yarıştı
Tarih 3 derste nasıl öğrenilir!
"İftiracı kendisidir aynen iade ediyorum"
Bir tartışma programının düşündürdükleri
Bedel ödemek!
Bu ay bir piyango bileti alın!
"O kadar hizmet veriyorum ama Altın Portakal'dan bir davet gelmiyor"
Piçlik, hiçlikten evlâdır
Kenan Evren'i o da tanıdı...
Büyükanıt bugün konuşacak
Avrupa'da Türk olmak
Prof. Dr. Ortaylı: Papa Ayasofya'da dua etmemeli
Neden?
Gündemde ordu ve siyaset var
Türkçüleri kızdırdı, devrimcileri şaşırttı
Dündar'dan acele cevap bekleniyor
Gelecek haftanın konusu
Can Dündar'ın rakip kanalda programa başlayacağını sanarak eleştirdi, ortalık karıştı
Can Dündar anlamadığımızı sanıyor
28 Şubat "Star" yarattı...
Medya bizi nasıl uyardı?
Nasıl bir haber kanalı?
Kendi kanalını eleştirmenin zorluğu
Can Dündar, Ali Kırca olamaz. Çünkü!..
Farkı, hemen farkedeceksiniz
Bırakın, onlar da okusun
Yanıldığına sevinmek
Dizi danışmanı gazeteciler
Okurlardan
Yanlış adres ve Can Dündar!
Başer'den DTP'lilere: Halkın sabrını zorlamayın
Can Dündar kendisine hakaret edildiğinin farkında bile değil!..
Hasan Pulur'un Ayşe Özyılmazel'e yaptığı zalimce değil mi?
Komutanlarımız suç mu işliyorlar?
AKP'yi yerden yere vurdu
Aydın, gerçeklerden gocunmaz!
Giritlioğlu, dönem dizisi ve siyaset
FWD: Lütfen
Üç temsilci ile PKK sorunu biter mi
Temsilci bilmecesi
Bu defa erken davrandı
Üç temsilci neden atandı?
Rating Canavarı
Bir tarafta Güneydoğu, öte yanda irtica meselesi
Salı gecesi niye pişti var?
Başer'den Baydemir'e 'Sabırları zorlamayın'
Org. Edip Başer'den DTP'lilere sert uyarı
Koordinatörler zirvesi
PKK'ya af programı
İrtica, Kürt meselesi ve Nobel
Osmanlı, Türk, Türkiyeli
Halkın sabrını zorlamayın
Sabırları zorlamasınlar
"Can Dündar'a 'Puşt İksiri' içireceğim"
Bu haftanın küçük ayrıntıları
Yamyamlık ve avcılık
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!
Ömer Uğur: Sibel Kekilli'ye çok ayıp ettiler
Bize gurur veren ödüller
Şiirsiz Yaşamak
Şefin tavsiyesi
Güldemir Dündar'ı dövecek mi?
Can Dündar soruyor: Milliyetçilik neden yükseldi?
Milliyetçilik dalgası
Ahmet Hakan atakta
Tepki dediğiniz böyle olmalı
Kokan para
Yaşamak ve Mutluluk
Final en kötü bölüm oldu
Batıya Giderek Doğuya Varmak
Can Dündar'ı kızdırmışız!
Aldatma
İsmail Cem'i özlemişiz
Ankara'da ne okunuyor?
İki kanal iki kutlama
Çalışmaya geldik ölmeye değil!
Herkes, herkesi biliyor
"Canımı en çok Can Dündar ve Metin Münir'in yazıları acıttı, burada polemik yok, onlar yazdı"
Kale Grubunun ad ve logosu değiştiriliyor
"Puşt İksiri"ne devam
Can Dündar'a mektup: Puşt iksirini döktüm
Densizlik ekranı (!)
Dargınlık bitti
Fuar Etkinlikleri seçkisi
Fuar etkinlikleri
HaberTürk'ün sahibi Ufuk Güldemir: «Patron olmaktan başka çarem yoktu!»
Karaoğlan'ın bilinmeyenleri
Cinemascope ve Gelişim Yayınları
Yarım kalmış bir öykü
Ağar barışı
Fransa'dan geldi gönülleri fethetti
"Altın Portakal almama Almanlar daha çok sevindi"
İsveç sokakları Pamuk'u bekliyor
Avcının ölümü
Huzur, hayatın kendisi
Bu nasıl milliyetçilik?
Hangisi gerçek Atatürk?
Neden?
Yükselen Milliyetçilik
Hadi sen de bir takla attırsana hocam!
12 Eylül'ü bilmeyen gençler bu filmi izlemeli
92 yaşındaki kadın neden yargılanıyor
'Eve Dönüş' ekibinden farklı talep
'Her ülkenin siyahları var'
Rekabette kim öne geçti?
Drakula'yı unutun 'Eve Dönüş' korkunç
Haberin altı müzik!
Duvara karşı Sibel
Cumhurbaşkanı maaşı
Balıkçı Hasan'ın ünü Çeşme sınırlarını aştı
Etkinlik programı
"İnanca saygılıyız" diyenler, dürüst olun!
Ankaralı ve İstanbullu gazeteciler
Biz burada belgesel çekmiyoruz!
Yeni kitaplar ve devâsa bir ansiklopedi
Fikriye Hanımın sır ölümü
Abartıyor muyuz!
Bu geceye dikkat!..
Avrupa'dan uzaklaşıyor muyuz?
Bir Ecevit Belgeseli: Karaoğlan
Kolejde başlayan aşk hiç bitmedi
'Hz. Nuh" devlet mi?
60'lı yılların Türkiye'sini anlatan 'Hatırla Sevgili' bu gece başlıyor
Kafa kafaya vermek mi?
Yanık yanık koksa karanfil
Ecevit'in Son Görevi...
Ecevit: 'Bu düzen değişmelidir'
Temenni anlamında söylemiş!
Ecevitler'in aşkı
Akçam matematiği: Yüz yılda bir soykırım
Sarı Zeybek
6 bakan AB'yi sorguluyor
"Time-out" zamanı mı?
İki başarılı dizi
Salı sallanacak
Ne oldu size?
Müzakereye ara verelim!
Seyirci artık masal değil gerçekleri izleyecek
AB ile bir hesaplaşma gerekiyor
Ortanın solu, Ecevit'in yolu
Niye tutmuyor?
Cross-reader
Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer
Sinan Çetin'in özel film arşivleri
AB paradoksu
Fikrimiz beğenilmedi!
Avrupa'nın yararına olmayan, Türkiye'nin yararına olamaz mı?
Ecevit'e "Cennet Kapısı"ndan uğurlama
Cennet Kapısı'ndan Uğurlandı
Ecevit'in Maraş ve Çatlı sırları
Hem devlet hem halk uğurladı
Ecevit'in sakladığı müthiş belge
Kendim ettim kendim buldum
Hatırla Sevgili hepimizin dizisi
5 N 1 Taziye
Bence BBC gibi Radikal de yanılıyor
Ecevit'i uğurlarken gazetecilik sınavı
Mezarı Gölbaşı'na taşınacak
İzleyiciden gelecek eleştirilere hazırım!
Seçim hayaleti ufkumuzu karartmamalı
Ecevit'in ardından
Polemik canavarı
Bülent Ecevit'in mezarı 'sevdiği bir yere' taşınacak
Rahşan'dan Ecevit'e 2. işkence
Şimdi de 'Gölbaşı'na taşıyacağım' dedi
İki lider, iki mesaj
Ara verip, soluk alırsak, bu iş biter
Bülent Ecevit'in mezarı taşınacak
Sol'da birleşme...
Soldaki 'Son Tango'
Herkes kendi konusunu tartıştırdı!..
8.5 milyon engelli adına 22 cesur yüreğin hikayesi
Hanımefendi sıktınız artık
Bülent Ecevit'in huzurunu bozmayın...
Engelleri Kaldıralım
Solda Arayış!
Umudumuz Prodi!
Ecevit'in mezarı taşınacak
Ahmet Hakan yanılıyor...
Onlara hiçbir şey engel olamadı...
Tempo fotoğraflarla engelleri kaldırıyor...
CHP burjuva partisi oldu...
MHP militanları İsrail'de gerilla eğitimi aldı mı?
Engelleri kaldıralım
Rahşan Ecevit, 80 trilyon TL'yi halka iade etmeli!
Ecevit'in belgesine MHP'den cevap yok
Can Dündar Köy Enstitüleri
Prime - Time'da tarih dersi
Şayet öyle olsaydı, şayet böyle olsaydı... Ve 'Sol'...
'Konuşulması gereken konular çok başka'
Kararları asker mi veriyor?
Tartışma adabı
Papa'nınki renkli, yararlı ve zayiatsız bir ziyaret oluyor, hayırlısıyla...
Karayalçın açıklık getirdi
Sloganlar karın doyurmuyor
Başa gelebileceği akla getirmek...
32. Gün'ümü geri istiyorum...
Eğitimde sıcak gelişmeler
Kafa atmasını yumruk sallamasını bilmeyen köşe yazarı olmasın!..
Freezing EU negotiations could be fatal
Kenan Evren'e bile mavi gömlek giydirdi
Bir ceset ne kadar yaşar?
"Polemikçi"liği medya siteleri artırdı...
Havanda su dövmek
Başın öne eğilmesin
Türkiye'nin kalem kavgaları
AB askı projesi için zemin hazırlıyor
17. Şûra ve konuşan sol
Ecevit'in mezarı taşınacak
Koç'un ayin coşkusu
Kenan Evren: IHL öğrencilerine de her üniversiteye girme şansı tanınsın
İmam hatipliler her üniversiteye girebilmeli
Dindarlık ve bağnazlık
Vicdansızlık ve iğrençlik
Türkiye'nin überseksüelleri
Can Dündar soracak 'Papa neden geliyor?'
Şiddet ve merhamet zamanı
Kimi izliyoruz, kimi zaplıyoruz?
Turan Yavuz
Eğitimde neler oluyor neler...
Papa Türkiye'ye ama 'neden?'
Önce 'Baba olacaksın' dediler, sonra da kanser...
Kısa cümlelerin festivali başlıyor
Taş Mektep 120. yılını kutluyor
Atatürk Lisesi 120 yaşında!.
İçki içip, eğlenen medenî ise...
Pelin Batu - Tarık Akan
Yakınlaşma mesajları
Ortaylı anlattı; gerisi laf ü-güzaf...
Yarışmacı sadece yarıştı!
Türkçe ayini Türk bayrağı ile bitirdi
Din Eğitimi
Papa yayınını en iyi kim yaptı
Müslüman ülkesinde Hıristiyan okulu
Mehmet Ali Birand'ın albümünden
"Atatürk de bazen sansür yapardı"
Bilişimde Genç Hareket
Festival kısa program geniş
Liderler zirvesi (!)
"Başbakanını asmış bir milletiz!"
Papaseverler
Tarihle edebiyatı ayırmak!
Kötü kadın rollerinden korkmuyorum
Bir haftanın küçük ayrıntıları
Patrik kıskandı
Barto krize girmiş!
Başlıyoooor, festival başlıyor
Şarlo filmi ödül getirdi
Kalemler ve Kılıçlar
Yıldönümünde bağış maratonu
İki 'küçük ayrıntı'
Tören edebi ama yazarlar siyasi
Törende fraklı gazeteciler
Hakan'a yakıştı
Ayinin ilginç konukları
Erkekler kadınlara neden bağlanır?
Ölüleri hayırla anmak
İhtilal yerine 150 bin $'lık teklifin tartışılması çok acıklı!
Naci Bey'in anıları
Anneannemi oynuyorum
Sempatik hristiyanlık, antipatik İslam!
2 Yılda 108 Türkçe Eser Yabancı Dile Çevrildi
Hodri meydan meselesi
Takva
Okurlara candan teşekkürler...
Milli Kütüphane 60 Yaşında
Türk Sineması 18'inci kez Strasbourg'da
CNN harbiden Türk
Oscar almanın yolu!
Canlı yayında AB tartışması
Kayseri'de öğrenci olmak
İstanbul'da Yürüyen Köşk'e ilgi
Yürüyen Köşk İstanbul'da ilgi odağı oldu
Yürüyen Köşk Yalova'nın turizm değeri oldu
Dumanlı havayı hep sevmişizdir
Demirkırat ve havyar
Hepsi «Yok deve!» demek için
Sezer'den İnönü jesti
'Menderes'in hitabet yeteneği güçlüydü'
Başkaldırabildikçe insanız
Yarın akşam 'Neden'i kaçırmayın
Köşk kavgası büyürken
Sandıklar zamanında konacak havası
Salı akşamlan seçmek çok zor
2007'nin falı belli...
Her sene iman tazeliyoruz!
"Türk Edebiyatının Dışa Açılması"
Veresiye yaşamak!
"Issız adaya giderken yanımda götüreceğim üç şey; Mazhar-Fuat-Özkan"
'Demirkırat' belgeselini izlediğimde kanım dondu
33'üncü yılda İsmet İnönü
ulan çok güldük, başımıza bir şey mi gelecek ne?
Ne seninle, ne sensiz
Bediüzzaman'ın zalimler karşısındaki muvaffakiyeti
Essen'de fuar ve 'Mutluluk'
Ölümünün 33. yılında anıldı
Meclis Başkanı Arınç Aşçı'yı ziyaret edecek
Arabulucular tanık olarak dinlenecek
'Aşçı, 123. kayıp olmasın'
Bir dil nasıl 'doğru' kullanılır?
'Hayata Dönüş'te arabulucular tanık
Aydınlar tanık olacak
Turp mu, maydonoz mu?
'Atatürk Gaziantep'i ÖRNEK gösterirdi'
'10. Yıl' milliyetçiliği
Sachmalama Kennan!
2006 Yılına Damgasını Vuran Kitaplar
Dilimizi bile askerler katletmiş!
GTO'dan önemli bir hizmet
Bu beylerin acaba hiç mi işi gücü yok?
En çok satanlar
"Menderes dönemini bilmiyordum, dizi sayesinde yaşıyorum"
Dil tartışması
Yaygara
Asrımızın Evita'sı
İsmet İnönü unutulmadı
Kefen Bayraklı Kale: Gaziantep
Antep Harbi ve Kurtuluş günü ilk kez şanına yaraşır şekilde kutlanıyor
Haydi Kurtuluş Törenine
İsmet İnönü unutulmadı
'Laik eğitime inanan biri köşke çıkmalı'
Belgesel niteliğinde bir eser
TED Koleji'nin büyük başarısı
Ecevit'teki şeytan tüyü
 
     
 
 
   
  İETT'nin şöhretler karması      
 
Cumhuriyet Kitap - Gamze Akdemir,

Can Dündar ve Nebil Özgentürk’le “İLK DURAK” üzerine...

İETT’ nin şöhretler karması

Hayat denilen kavgada yolu İETT'den geçenler sözün konusu... İETT'yi İETT yapanlar... Nebil Özgentürk-Can Dündar imzalı belgesel kitabın başlığı da buna işaret ediyor; "İlk Durak-İstanbul'un entelektüel tarihinden tanıklıklar" (Alfa Yayınları). Her şeyden önce bu çalışmada kurumsal bir tarih anlatılmıyor. İETT'nin parlak dönemleri, eğik dönemleri anlatılmıyor. İlk kez bir kurum kendini evvel zamandaki çalışanlarıyla tanımlıyor. Öyle çalışanlar ki yazı yazan, kitap okuyan, komünist, tiyatrocu, sinemacı, meclis başkanı, başbakan... Her şey, dönemin İETT Genel Müdürü Rıdvan Aslan'ın bir sabah uyanıp da Nebil Özgentürk ve Can Dündar'a İETT'nin şöhretler karmasını içeren bir belgesel hazırlamalarını önermesiyle başlamış, İstanbul'un geçmiş yıllarında çalışma ortamları, eski İstanbul'un akşamları, dost sofraları, şu anda hayatımızı etkileyen sanat, siyaset, bilim insanlarının İETT koridorlarındaki, o çatı altındaki gençlik yılları nasıldı? Sorusunun dolu dolu yanıtlarını içeriyor kitap.
50'lerin sonu... Bebek-Arnavutköy güzergahındaki sokak lambalarının durumunu kontrolle görevli elektrik dairesi'nde memur bir adam, tabana gayret az yürümedi başı yukarda. Bir lambanın düzenli olarak kırılmasının müsebbibinin altında öpüşen aşıklar olduğunu anladığında bıyık altından gülümseyen, kendi aşkını anımsayan ama rapor etmeye de mecbur olan bu adamın yüreğini kim tartışabilirdi? Öyle ki bir, üç, beş derken habire tamir olunan lambanın bu nedenle âşıklarını yitirmesinden duyduğu hüzünle eline bir taş alıp onların adına lambayı kırıveren de odur. Elektrik dairesinde memur bu adam Tuncel Kurtiz'dir.
Onun gibi bir kontrol memuru olan bir isim daha var ki sonradan avukat olmuş, partiler açıp partiler kapatmış, meclis başkanlığı yapmıştır. Nasıl unutsundu Ferruh Bozbeyli o yıllarını. Hele o buruk bir gülümsemeyle anımsadığı dayak yeme olayını. Meğer millet sanırmış ki karılarını, kızlarını röntgenliyor, oysa adam sokak başlarında durup lambaları kontrol ediyor yani işini yapıyor, haberleri yok.
Ya "Anadolu'yu köy köy dolaştım belki ama İstanbul'u da ev ev hatta mutfak mutfak bilirim" diyen, içinden kurşun geçmiş tek gözü ve bir dolu umutla Adana'dan göçmüş, hey gidinin Çukurovalısı, edebiyatın çınarı, yağız, insan mı insan, havagazı memuru delikanlı Yaşar Kemal, ya o. Tüm bu yaşanmışlıklarda İETT bir vesile, bir aracı, bir hareket noktası. Yaşar Kemal'in 50'lerde gaz kontrolü görevi gereği ev ev gezme halini, o evlerden birinde kapıyı çok geç açtığı için küfür savurduğu ama kapı açılınca karşısında kolu bacağı olmayan bir adam buluncaki ruh halini, duygusallığını, insanlığını, kalbini, çocukluğunu okuduğunuz zaman işte bu Yaşar Kemal diyorsunuz. İnce Memed'e varıyorsunuz, oradan Deniz Küstü'ye varıyorsunuz. Ülkenin en büyük yazarını yeniden keşfediyorsunuz. "Bize anlat abi, 55 yıl önceye gider misin" dediklerinde coşkuyla anlatmaya başlamış Yaşar Kemal. Eski İstanbul'u anlatmış. Eski İstanbul'daki korkularını, coşkularını anlatmış.
Aynı şekilde Türkiye Komünist Parti'nin komite üyelerinden biri olan Rasih Nuri İleri'nin İETT'de çalışırken bile bir komünist olduğu için nasıl çelişkiler yaşadığını, nasıl belki küçük baskılara uğradığını da anlıyoruz satırlarda.
Ve Necdet Mahfi Ayral'ın tiyatroyu ömürlerce yapabilmesinin habercisi ilk nabız atışlarını duyumsuyoruz, gencecikken o masalarına zıplayıp tiradlar döktürdüğü, taklitler yaptığı, İETT yıllarında.
Devam edelim, Cizre emiri Bedirhan Bey'in torunu. Dışişleri eski bakanlarından Emre Gönensay'ın teyzesi Leyla Çınar, büro memuru. Şair Edip Cansever ve mimar Turgut Cansever'in babası, Hasan Ferit Cansever, doktor. Yazar Peyami Safa’nın hem ağabeyi hem de edebiyatına ilişkin yol göstereni İlhami Safa, basın bürosu memuru. Yazar Peride Celal de öyle. Ve Peride Celal'in kurumda yakın dostluk etmek imkanı bulduğu, Nazım Hikmet'in şiirlerinin kahramanı, oğlu Memed'in de annesi Münevver Andaç, genel müdürlük kalemi memurlarından. Gaz İdaresi'nin fabrikasında gaz tahlillerini ölçen Rasih Nuri İleri'nin vardiya arkadaşı da Hıfzı Topuz. Ünlü felsefe sözlüğü yazarı, radyo programcısı, oyun yazarı, şair, felsefeci, hukukçu Orhan Hançerlioğlu, çeyrek asra yakın İETT'nin çeşitli kademelerinde ama özellikle de Hukuk İşleri Dairesi'nde üst düzey yöneticilik yapar.
Şimdinin Şişli belediye başkanı Mustafa Sarıgül'ün de iş yolculuğunun ilk durağı İETT'dir. Kurumdaki görevi tahsilat memurluğudur.
Recep Tayyip Erdoğan... başbakan. ..o da eski İETT'li. Zamanında İETT Altıntepe daire müdürlüğü temizlik kadrosunun vasıfsız işçisi. Aynı zamanda kantinde de görevli. Sicil numarası 27706. Ayrıca İETT sporun krampon dayanmayan futbolcusu. Erdoğan'ın göreve başladığı tarih 24 Temmuz 1974. 1978’de takımının 1. amatör lig şampiyonu olmasını sağlıyor. 7 yıl boyunca takım kaptanlığı yapıyor. Takım arkadaşları onun saçına ve kıyafetine aşırı özen gösterdiğini, saçları bozulmasın diye kafa toplarına çıkmadığını, toplara ya allah ya bismillah diye vurduğunu, maaş alamadıkları bir bayram öncesi soyunma odasında takımı teselli olarak makber okuduğunu anlatıyor.
Belgesel, mevzu İETT çalışanlarını çok mutlu etmiş. Tuncel Kurtiz setlerinden aramış, Yaşar Kemal gördüğünde ne kadar hoş demiş. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın o yılları anlatmayı sevdiğini fark etmişler. Nereden nereye geldim duygusuyla o yılları anlatmak, çalışmaya konu herkesi mutlu etmiş. Coşkulu öykülerinin yanı sıra hüzünlü öykülerinin de anlatıldığı, gülümsedikleri, kimi tatlı tatlı hayıflandıkları, mutlu oldukları anlara tam bir tanıklık olmuş İETT belgeseli. Ayrıntısını biz sorduk Nebil Özgentürk ve Can Dündar yanıtladı.
Ekip nasıl buluştu?
Bir ekip İstanbul'da, bir ekip Ankara'da dolayısıyla koordinasyonu nasıl sağladınız?
Nebil Özgentürk - Tüm bu çalışma benzer duyguları taşıyan, benzer hikâyeleri seven iki insanın ve iki ekibin sinerjisinden keyifle çıktı. Çok mutlu olduk bu işin sonunda. Can ile birbirimize inancımız var. Büyük bir rekabet, kıskançlık olmaz aramızda. Ama şunu sormak gerekiyor bütün belgeseller iki kişi tarafından yapılmalı mıdır? Hayır. Bu da insanın biraz özgüvenini kısıtlayan bir şey açıkçası. Sonuçta iki ayrı insanız, iki ayrı kalemiz. O yüzden her sefer olabilecek bir şey değil ama ben her zaman Can Dündar ile çalışmanın keyfini söylerim. Onunla ortak bir çalışma yapmak bana onur verdi. Ayrıca ortak belgesel diye bir akım başlamak zorunda da değil.
Can Dündar - Aslına bakarsanız bizim bir dostluğumuz var nicedir ama birlikte bîr şey yapmak imkanımız olamamıştı. Birçok şeyde paslaşırız, haberleşiriz, belgeselciler arasında öyle bir hukuk vardır. Herkes yaptığını haber verir, bîr güç birliği vardır. Bu sefer İETT özellikle böyle bir şey talep edince bizim de hoşumuza gitti. Hem birlikte çalışma imkanı hem de böyle güzel bir proje söz konusu olunca hadi kuvvetleri birleştirelim dedik ve kolları sıvadık.
Duygular arasında
Keşfe çıkılan dünyalar karşısında çoğu zaman şaşkınlığa düşmek belgeselcilerin aşina olduğu bir duygu kuskusuz. İETT ile ilgili çalışmada ne gibi sürprizlerle karşılaştınız?
Özgentürk - Geçmişe, tarihe dayalı bir belgesel yapıyorsanız her defasında bir doktora öğrencisi gibi ders çalışıyorsunuz, araştırma yapıyorsunuz. Duyguların arasında dolaşıyorsunuz. Yaşar Kemal'in onlarca kitabını okumuş, en sevdiği dost gruplarında yer almış bir adamım, onu iyi tanıdığımı düşünürdüm. Oysa ona kitap, bu belgesel için mikrofon uzattığımızda da bilmediğim birçok şey öğrendik hem Yaşar Kemal'e dair, hem İstanbul'a dair. Belgeselin en mutluluk veren tarafı dağarcığınıza, belleğinize olağanüstü keyifli bilgiler sunmasıdır. Yepyeni dünyaların kapılarını açmasıdır. O insanların içindeki, o kalbindeki madenden cevherler çıkmasına vesile olmak olağanüstü bir duygu şimdi. Tuncel Kurtiz hayatında kimseye anlatmamıştır burada anlattığı ayrıntıları, çünkü gerek duymamıştır ama belgesel ona bu imkanı sağladı. 20 yaşındayken İETT'de çalışırken, üniversite öğrencisiyken ne oldu diye sorduk. O da bugüne kadar kendisine tiyatro sorulmuş, sinema sorulmuş, Avrupa sorulmuş ilk defa böyle bir soru sorulduğu için muhteşem bir İstanbul portresi çıkarıyor. Yollarda sokak lambalarını kontrol ederken hangi şiirleri okurmuş onu anlatıyor. Onu oraya yerleştiren, İETT'nin genel müdürlüğünü, genel danışmanlığını yapmış hem de felsefe sözlüğü yazan biri olarak da olağanüstü değerli bir kişilik olan Orhan Hançerlioğlu ile ilgili yepyeni anılar anlatıyor, ona ilişkin müthiş bilgiler veriyor sana. Birdenbire bir labirentin içinde dolaşıyorsun, domino taşları gibi herkes birbirine değiyor, anılar, genç portreler çizilmeye başlıyor. Tuncel Kurtiz'den Memduh Ün'e oradan Necdet Mahfi Ayral'a geçiyorsun. Oradan hareket ediyorsun Recep Tayyip Erdoğan'a da geçiyorsun. Ondaki şimdi başbakan olmasının belirtilerini görüyorsun, girişkenliğini filan. Burada Nâzım'ın karısı çalışmış. Hıfzı Topuz çalışmış. Münevver'in beş yıllık çevirmenlik yıllarından Nâzım'a ulaşabiliriz, oradan Peride Celal'in genç bir kadın edebiyatçı olarak illa da İstanbul'u nasıl gözlemlediğinden bir anektod anlatabiliriz dedik.
Dündar - İşin kendisi çok şaşırtıcıydı. Bu kadar ismi bir arada görmek... Açıkçası her şey benim için sürprizdi. Yola koyulduğumuzda hiçbirini bilmiyordum ben bunların. Tanıdığım insanların ilk gençlik yıllarıydı, bilmediğimiz çağlarıydı onun için hepsi sürpriz oldu. Bu arada bir kurum içinde doğru dürüst bir arşivi bulmak da apayrı bir sürprizdi.
Özgentürk -kaldı ki İETT arşivi daha da olağanüstü olabilirdi. İETT arşivi tabii ki çok derbeder olur bu ülkenin pek çok kurumunun arşivi gibi, bizim 80'lere 90'lara kadar bu konuda bir refleksimiz oluşmamış. Türkiye tarihi arşiviyle ilgili pek çok dokümanları, fotoğrafları hala BBC'den alıyoruz, yine de şanslıydık gerçekten 137 yıllık kurumun arşivinde Nâzım'ın eşi Münevver'in dilekçesi duruyor. Yaşar Kemal ile ilgili bir fotoğraf, Tuncel Kurtiz ile ilgili bir işe başvuru dilekçesi, 60'lı yılardaki kadın biletçilerin fotoğrafları duruyor. Bu daha çok olabilirdi, yine tarumar edilmiş, yağmalanmış, atılmış. TRT'deki 70'li yıllardaki Orhan Kemal görüntüleri üzerine yurttan sesler korosu kaydedildiğini çok kimse bilmez. Dramdır bu. Belgeselcilere bunları söylediğinizde bin ah işitirsiniz.
Kültürel getto...
Dündar - Üçüncüsü öyle korunan bir arşivden bir belgesel yaptırmak isteyen bir kurum başlı başına bir sürpriz. Bütün o korunan arşivin içinde bu kadar tanınan, bu kadar önemli ismi bulmak da öyle. Dolayısıyla bütün bunlardan çok etkilendim. İETT birçok insanın gençliğine damgasını vurmuş. Burası bir tür kültürel getto olmuş yani bir dönem insanlar için bir sığınak olmuş, bir şekilde orada saklanmışlar. Çünkü para kazanmaları lazım ama hepsi de yaratıcı insanlar ve öyle disipline gelecek insanlar değiller.
Sıkılmamışlar İETT'de..
Dündar - Hiç sıkılmamışlar. Sonuçta öğrenci işi bir şey yapılıyor orada, günün belli bir saatinde, mesai olmadan gidip oralarda bir işi bitirmek zorundasın. Masabaşı işi değil, işte gezerek sokak lambalarım kontrol ediyorsun ya da sayaçları yazıyorsun. Hem gezi, hem de insan tanıma var.
Yaşar Kemal ev ev dolaşıyor...
Dündar - Bütün bu mazi kaç tiyatro eserinin içine sığmıştır, kaç romanın içine sığmıştır. Oradaki bir portreyi biz belki bir film kahramanı olarak bugün izliyoruz, bir roman kahramanı olarak okuyoruz. Belki Yaşar Kemal'in bile haberi yok bundan ama bilinçaltında izdüşümleri duruyor ve bugün edebiyatta, tiyatroda, politikada karşımıza çıkıyor belki de bütün bunlar.
Özgentürk - 25 minik portre yaptık aslında, bu insanların öykülerini anlattık. Çalıştıkları dönemdeki İstanbul'u, edebiyat ya da bilim âlemini, ya da sabah akşam oradaki gaz ayarına bakmakla görevli Hıfzı Topuz'un boş zamanlarında ne yaptığını, böylece 21 yaşındaki bir Hıfzı Topuz'un sonraki yıllarda çıkartacağı kitapların habercisi olup olmadığını anlamaya çalıştık. Çünkü diyordu ki "10 saat boyunca tembel tembel oturuyordum sadece işim düğmeyi indirip çıkartmaktı. Ben de ne yapacağım, önüme gelen bütün kitapları da okuyordum." Bu kısacık cümle bile gencecik bir insana bak kitap oku duygusu verebiliyorsa, biz de bunu anlatabiliyorsak ne güzel. Bu adam Eski Dostlar'ı ya da osmanlı kitapları yazabiliyorsa bu kitapları boşuna yazmadı, o İETT yıllarında, gençlik yıllarında okuduğu kitapların sonucudur demek istiyoruz. Yaşar Abi insanlar üzerine bu kadar iyi gözlemler yapabiliyorsa, dediğimiz gibi bir insan yüzünü romanında altı sayfa anlatabiliyorsa, belki İETT'deki görevi gereği onlarca kapıyı çalmasındandır diyoruz, demeye çalışıyoruz. Buna çalıştık biz. Her şeyden önce bu çalışmada kurumsal bir tarihi anlatmadık. O koridorlarda neler yaşanmış, o sarı yaprakların, dosyaların arasında neler var, bunlara odaklandık. Çok şaşırtan dilekçelere, bilgilere ulaştık. Nâzım'ın hayat arkadaşı Münevver'in 1940'larda yaşanmış duygularına uzandık. Her insan diğerine değdikçe türlü türlü insan hikâyelerine ulaştık. Bizim heyecan duyduğumuz şey de o, bu bir insan kitabı. O yüzden İETT adı yok burada, tanıklıklar diyoruz.
İETT çatısında dinciler, sağcılar, solcular, köylüsü, kentlisi bir potada.. Dündar - Şaşırtıcı değil mi? Birbirlerini, farklılıklarını birer zenginlik olarak görüyorlar. Birkaçı beni çok cezbetti. Bir tanesi kültürel bir gökkuşağının kuyruğuna takılmış gibiydik. Bir kurumun içinde, isterseniz onu bir şehrin içinde diye düşünün gerçekten çok farklı kültürlerden, çok farklı renklerden insanlar bir aradaydı. Bugün dönüp baktığımızda bu renkleri görmüyoruz. Tuvalimiz müthiş bir şekilde renklerini kaybetmiş durumda. giderek de kaybediyor yani siyah beyaza gider gibiyiz. Bir baktığınızda Yaşar Kemal'den Recep Tayyip Erdoğan'a kadar ki bütün o faydaki renklere bütün o insanlar, birincisi kendi görüşleriyle varlar yani taviz vererek ya da kendini gizleyerek değil. İşte birisi orada çekmecesindeki komünist manifestoyu okuyor öbürü namazını kılıp geliyor filan yani bütün bunları hazmeden bir kurum, bir yapı var ortada, ikincisi birbirlerine de tahammüllüler ortada kan revan bir kavga dövüş de görmüyoruz. Dolayısıyla bugünle kıyasladığımda en büyük farklılığını burada gördüm yani bugün böyle bîr kurumumuz yok, İETT gibi bir yer yok.
Günümüzdeki İETT...
Bugün İETT öyle mi?
Dündar - Hayır değil. Türkiye çok renklerini kaybetti. Bunu görmek aslında çok yeni bir şey değil aslında ama bu kurum bazında özellikle Türkiye bir daha böyle bir kadroyu bir arada görür mü yani o zamanda bunların öyle insanlar olacağı belli değildi ama şey o kadar belli ki öyle bir kurumun içinde, bu kadar hoşgörüyle böyle bir ortam yarattıktan sonra bir şeyler yeşeriyor demek ki ya da insanlar ışığa gelir gibi orada toplanıyorlar. Bugün böyle bir şeye çok ihtiyaç var bence. Burada kötü bir duygu almadık hiçbirinden. Hepsi gayet birbirinden hoşnut, bir arada olmanın keyfîni çıkarır durumdalardı. Bir de şey yok yani değişim deyince şimdi hiçbir kamu kuruluşunun odasından bir tirad sesi duyamazsınız. Toplumsal değişimi de burada gözlüyoruz. Baktığınız zaman tek tek bireylerin hikayesi değil. Ermeni, Rum taklidi yapıyor mesela şimdi kürt taklidi yapılıyor mesela. Biz burada toplumun da nasıl dönüştüğünü tartma olanağını buluyoruz.
Siyasal anlamda bakarsak bu "gençler" görüş ve duruşlarına İETT dönemlerinde varmaya başlıyorlar diyebilir miyiz?
Özgentürk - İETT bunlara siyasi yön veriyor diyemeyiz. Ama özgür olma imkanı sağlıyor kurum. İETT de çalışan bir adam bir siyasi eğilim gösteriyorsa İETT buna engel olmuyor.
Ama kurum "sonraki yıllarda" yavaş yavaş partizanlaşıyor. 70'lerde partizanca atamalar, kadrolaşma yaşanıyor, kadrolar şişiyor.
Dündar - Orada artık İETT'nin biraz büyüsü bozuluyor.
Özgentürk - Türkiye'de en çok çatışmanın, ayrık dünyaların başladığı yıllardır 70'ler. Dikkat ederseniz kitapta 80 sonrası dönem, öyküsü, kişisi yok. Biz 80'e kadarki İETT'yi anlatıyoruz ki tesadüfen böyle.
Neden?
Özgentürk - Yok çünkü. İETT'den sonraki yıllarda karşımıza öykülerini anlatabileceğimiz, öne çıkan bir isim çıkmıyor. Yani Hıfzı Topuz gibi bir isim çıkmıyor. Murathan Mungan diyelim 87'de İETT'ye girmiş olsa anlatırdık. Bizim için baz oydu, edebiyatçı olması, bilim insanı olması, biraz siyasetçi olması. Böyle insanlar yok. Recep Tayyip Erdoğan en son 12 Eylül'de çalışmış. Mustafa Sarıgül biraz ona yakın. Biz zaten 30 ile 80 arasında İETT'nin entelektüel kimliğini öne çıkarmaya çalıştık.
O insanların hatta dönemin İETT aracılığıyla tarihe düştüğü bir not belki de..
Dündar - Bu çok açık evet. Yetiştiren, büyüten, yetenekleri ortaya çıkaran bir dönem o. Bugün acaba benzer bir ortam üniversite gençlerine dense ki bakın geleceksiniz ve günde üç saat dolaşacaksınız ev ev ve karşılığında siz karnınızı doyuracak ve ev kiranızı ödeyecek bir para edineceksiniz. Belki gene öyle bir şey olur. Yani bugün o kültürel çeşitlilik, o renklilik, bu fırsat verilse belki gene yeşerir.

Günahlarıyla sevaplarıyla...
Dündar - Aynen öyle. Kavgası, dövüşü, edebiyatı, sanatıyla ama bal almayı bilen arılar onu oradan almışlar ve bize çok güzel petekler bırakmışlar.
Onlarca söyleşi vermiş, konuşma yapmış, ödüller almış, yapıtlar üretmiş, başarılar kazanmış bu insanlarla geçmişi konuşmak nasıldı?
Özgentürk - Gittiğimiz kime İETT dediysek kapıyı hemen açtılar ve büyük bir heyecanla anlatmaya başladılar. Belki sonraki romancılık ya da politika yıllarını anlatsalar o kadar heyecanla anlatmayacaklar. İETT çoğu için maratonun başlangıcı.
Son Durak...
Bir anlamda rüştlerini ilk ispatladıkları yer de öyle değil mi?
Dündar - Tabii tabii. İnsanlar nasıl ilk kazandığı parayı çerçeveletip asarsa burada da öyle bir durum var. Burası onlara, en güzel lafı siz söylediniz, burs vermiş. Bir şekilde hadi oğlum yürü ayaklarının üzerinde demiş ve onlar da yürümüşler. Dolayısıyla o ilk durak esprisi oradan çıkıyor. O ilk duraktan bindiği otobüs şimdi son durağa gelmiş belki ama bindiği yeri unutmuyor onun için belki tekrardan ilk durağa döndüler bu belgeselle ve büyük heyecan yaşadılar, biz de öyle.
Geçmişlerinden bu ipuçları bugünlerini ne kadar karşılıyor sizce bir sağlama yaparsak? O zamanlar hayat henüz o kadar kuşatamamış. Özgentürk - Tuncel Kurtiz'in dediği gibi o aşıklara izin verme hali, ancak bir aktör sıcaklığıdır, ancak insani bir sıcaklıktır. 80 yaşına merdiven dayayan Tuncel Kurtiz yine böye görkemli bir yüreğe sahiptir bana göre. Yaşar Kemal kolsuz bacaksız bir adamı şimdi görse yine üzülür, insanın yüreği belli oluyor. Recep Tayyip Erdoğan hakkında Can kitapta ve belgeselde çok güzel benzetmeler yaptı. Orada mesela Erdoğan'ın şu anda da çok konuşulan, bilinen ve biraz fütursuz halleri, burnundan kıl aldırmaz halleri o zaman da varmış. Necdet Mahfi Ayral'ın o hep böyle bitirim, o hep tiyatrocu haline, ruhuna ölümünden bir hafta öncesine kadar ben de tanığım. Nasıl ki 20 yaşındayken İETT koridorlarını tiradlarıyla çınlatıyorsa, 96 yaşındayken de evine gelenlere birdenbire tiradlar döktürüyordu.
Dündar - Tabii ortamın da çok etkisi var. Bence şimdi bugün bizim bu kadar kuşatılmış yaşamamız biraz hem dönem, hem çağ, hem içinde yaşadığımız ülkenin eski tahammülde olmaması zannediyorum kitapta bahsedilen çağ insanlar açısından daha tahammüllü. Gerçi işte komünist diye takip altında, kitap okursa atılacak filan falan ama bütün onlara rağmen büyük bir inatla kitabını da okuyor, gizli gizli de olsa romanını da yazıyor. Bence bugünün gençleri açısından alınacak çok ders var. Bir defa bütün koşullar ne olursa olsun ısrar, inatçılık, her şeye rağmen bildiğinden şaşmama hali, ikincisi hoşgörü, bir başkasıyla aynı çatı altında bir arada olabilme hali ve ona da saygı duyabilme hali. Sonra ekmeğini taştan çıkarırken bir yandan sanatına sevdalanma halini sürdürebilmek ve onu hayat boyu sürdürebilmek ve o yollardan geçerek, onun yolunu bizzat açabilmek bu da büyük bir iş. Öyle bir yol ki hem paranı kazanıyorsun, hem her eve giriyorsun, hem lambalara bakarak ilerliyorsun ama aynı zamanda o yol seni en iyi romancı olmaya, sahnelerde en iyi tiyatrocu olmaya ya da politikanın zirvesine götüren bir yol. Demek ki taksiye binilip gidilmiyor o yollarda.
Gıpta ettiğiniz yönler var mı?
Belgeselci nelere gıpta eder?
Dost çemberleri...
Dündar - Elbette ben mesela burada şeye çok özendim. Bir ressam gibi ne kadar çok portre görürsen o kadar iyi çiziyorsun bence. Bunun müthiş bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Onu Yaşar Kemal çok güzel anlattı. Ne kadar çok ev, ne kadar çok insan görmüş olmalılar. Girdikleri her evden ya da gezdikleri sokaklarda bir diyalog yakalıyorlar. Bütün onlar bir şekilde bir kültür kumbarası gibi içine biriktiriyor. Sonra bir gün açtığın zaman onun içinde artık bir romanı dolduracak kadar biriktirdiğini anlıyorsun ve bir anda boşalıyor bence.
Özgentürk - Benim özlediğim ve gıpta ettiğim dost çemberleridir, sahici ve samimiyet dönemleridir. Galiba onlarda büyük bir deformasyon yaşıyoruz. Şimdi diyeceksin ki karşında bir açıyorsun 80 kanalda 80 ayrı program izliyorsun ama 80 kanalın 69'unda rezillik izliyorsun, doğrusu o insanlar bu rezillikleri izlemediler diye ne kadar şanslılar diye düşünüyorum. Şimdi at izinin it izine karıştığını hepimiz biliyoruz tek tek saymamıza gerek yok. Ben insani ve kültürel değerlerdeki deformasyondan rahatsızım, o dönemdeki insanların aldıkları bilginin, görgünün, terbiyenin bir şiire, bir tiyatroya olan ihtimamın özlemini çekerim. Gıpta ettiğim noktalar bunlar. Samimiyetten insani değerlere kadar pek çok şeyi gıptayla izliyorum. Bu insanlar onları keşfetmişler, şimdiki entrikalar sanmıyorum o yıllarda olsun şimdiki hainlikler, acımasızlıklar, iş acımasızlıkları, ahlaksızlıkları böyle korkunç, müzmin durumda olsun. O zamanlar daha mı vicdanlıydık, daha mı bir insandık. Yaşadıkları dönemin kent güzelliklerine gıpta ediyorum mesela, İstanbul mesela. Doğrusu güzel zamanlarda yaşamışlar. Tamam İstanbul hâlâ çok güzel tabii ki ama doğrusu o yılların İstanbul'u çok zarif, bozulmamış. 240'a yakın belgesele imza attım, bütün bu 240 belgesel ortalama 60 yıllık bir döneme tekabül ediyor. Bütün bu dönemlerde hep böyle gıpta ettiğim bir dönem, bir kent, sokak, akşam matineleri, tiyatrolar oluyor. Tuncel Kurtiz anlatıyor ah diyor 60'larda tiyatro kurduk, kapı baca kırıldı şimdi tiyatrolar kapanıyor gibi. Pek çoğunda gıpta ettiğim şeyler olduğu gibi pek çoğunda ağladığım durumlar oluyor. Bir şaire şiir yazdığı için nasıl beş yıl ceza verilir bunu da sorgulamak lazım. Can Yücel'in öyküsünü aktardığın zaman 1971'de bir çeviri yaptığı için beş yıl cezaevinde yatıyor ne demek, şimdi bu mümkün değil bugünlerde. Buna gıpta edemezsin, bunu lanetlersin. Belgesel bu anlamda insanı çok çoğaltan bir durum, belgeselde geçmişin acıları, bir şiir yazdığı için sevgilisine liseden atılan bir Attila İlhan'ın durumuna nasıl gıpta edersin. Kaldı ki Türkiye hâlâ bazı şeyleri aşamamış durumda.
O dönemlerin insanları yaşama karşı daha tedirgin, mücadeleleri daha çetin, İETT bu anlamda bir perde arkası kahramanı. Aslında bir burs gibi düşündüm İETT'yi o noktada..
Dündar - İyi bir benzetme. Burs kelimesi çok iyi karşılıyor bu durumu hakikaten. Yani bu çocukların elinden tutmak gibi. Bir şekilde hadi oğlum yürü ayaklarının üzerinde demiş ve onlar da yürümüşler.
Özgentürk - İhtiyaçları da var ki nasıl. O yoksul Türkiye'de insanlar öyle baba parasıyla okula gidebilsin gibi bir şey söz konusu değil.
Dündar - Tabii kurumdaki Fransız anlayışının izlerini görüyoruz burada. Mösyö Büsak...
Nasıl bir anlayıştı bu? Bir de müdür Mösyö Büsak var.
Dündar - Bizim çok tanıdık olduğumuz, mesai sabah 9 akşam 5 çalışan bir şey değil biraz daha özgürlükçü bir çalışma ortamı. Cevher gördü mü destekliyor üstelik. Amirim dediği adam bir felsefe kitabı yazarı. Orhan Hançerlioğlu gibi felsefeye gönül vermiş biri İETT'nin teknik danışmanı. Bugün kaç amir bırak felsefe kitabı yazmayı felsefe kitabı okumuştur diye düşünürseniz geriye doğru ne kadar yol kat ettiğimiz daha iyi anlaşılır. Recep Bilginer mesela Türkiye'de en çok tiyatroyu sevmiş yazarımız, orada murakıplık yapıyor.
Özgentürk - Yani şu kesin ki İETT onları, onlar da İETT'yi tercih ediyorlar. Çünkü İETT batı disiplinli bir yer. Eğitimli, işin ehli insanları arıyor, keşfediyor, potansiyel gördüğünü kaçırmıyor dönemine göre de değişiyor bu. O dönemde başka kurumda yok öyle, Türkiye henüz sanayileşmemiş. Adam lise bitiriyor, üniversite bitiriyor, iki dil biliyor, sonuçta böyle bir adamın iş için başvuracağı çok fazla kurum yok. İETT de bunun farkında ve ben parlak olanları bulmalıyım diyor. Yönetici Mösyö Büsak değerli bir insan, yazı yazan, okuyan bir insan. Bu yüzden de bu insanlar işe girebiliyor. Mesela Galatasaray Liselilerin oraya girme sebebi biraz da Fransızca bilmeleridir. Mösyö parlak adamları seçmeyi biliyor, zarif bir adam, kültürlü bir adam. Mesela 1940'larda orada çalışan insanlar parlak insanlar. Dönemine göre. Düşünsenize ilkokula dahi gitmenin zor olduğu, okuma yazma oranının diplerde gezindiği dönemlerde sen Galatasaray Lisesi mezunu bir Rasih Nuri İleri’sin ya da Hıfzı Topuz’sun. Pat diye hemen o günlerde liseyi, üniversiteyi bitirir bitirmez Cenevre'de bir endüstri şirketinin başkanı olacak hali yok. Bunun için kendisine yakın, en köklü, böyle en görkemli kurumu arıyor. Kurum da onu arıyor aslında farkında olmadan. Bir de sonuçta bunlar entelektüel insanlar. Bizim de odaklandığımız entelektüel insanlardı zaten. Baktığınız zaman bilim adamı da var, sonradan edebiyat ustaları var vesaire. Yaşar Kemal bile İETT’de havagazı memuru olduğunda yüzlerce kitap okuyarak Adana'dan göçmüş, o köylü hali, tek gözünün kör olması insanları korkutmuş başlarda ama iki yıl kütüphanede çalışmış biri olarak gelmiş Yaşar Kemal. Ki İETT de onu keşfediyor yine. Yaşar Kemal parlak bir adam diyor, bakmayın diyor Adana'dan gelmiş, Çukurova'dan gelmiş, köylü ama binlerce efsane okumuş, Karacaoğlan okumuş, kütüphanede çalışmış bir insan olarak gelmesine odaklanıyor. Bu insanlar sonuçta genç yaşlarda çalışmışlar, hepsinin çok ortak yılı, ortak zamanı ve ortak çalışma vesilesi yok tabii ki. Şimdi Necdet Mahfi Ayral'ın çalışma zamanını düşünsenize 30'lu yıllarda. ve tiyatroyu orada keşfediyor, 30'larda İETT koridorlarında türlü taklitler yaparak tiyatroya atılıyor. Memduh Ün tıp fakültesinde öğrenciyken çalışıyor orada ayrı bir dönem. Fakat şu ortaya çıkıyor, bu kültür hiçbir zaman hiçbir döneminde sertleşmiyor. Mustafa Sarıgül ile Recep Tayyip Erdoğan'ın çalıştığı 70'lerin ortasında da sonlarında da çatışmıyor.
Geleneği koruyor...
Özgentürk - Evet koruyor. Muhteşem bir disiplin yok. Böyle bir asarım keserim devlet demiryolları tarzı bir disiplin yok.
Belgeselin "İlk Durak" adlı sarkışının sözlerini siz yazdınız müzikle aranız nasıl?
Dündar - Yani benim müzikle özel bir aram yok aslında. Nebil ittirdi. (gülüyoruz).



 
  Gör. Say. : 4385 | Yayın Tarihi : 23.03.2006  
  | Son Güncelleme : 08.09.2010 - 10:22:57 | Şu an 91 kişi ile birliktesiniz | Hukuki Şartlar ve Gizlilik Hakları | webmaster |