Köşk'e bir kadın..?
Satılık Rüyalar
Uçuk mu dediniz?
X Eski bayram kokuları...
Bir bankanın yaptığını, bir evlilik yapamaz mı?
X Kadınım
İhtiyar Balıkçı
İstikrar ve istikbal
Kavuştuk işte...niye hala mutsuzuz?
Devlet ve aile
Suskun
Yurdum insanı
Çağımızın ırkçılığı: şişmanlık düşmanlığı
Nazım Hikmet... memleket
Filleri Tepeye Taşıyan Adam-İsmail Cem
Devletin "Tehdit Top-10"u
Sevmiyoruz, terk etmiyoruz da...
Yalnızlar için...
Paramparça
Pia'nın peşinde
Zaten Tiyatro Dediğin Nedir ki?
Ses
Bahar gelme üstüme!..
Yabancı
"Gül"ü seven...
Bir rahatsızlığın tarihçesi
Piknik ve kimlik
"Kızım için hayatta kalmam lazım"
Güle Naz
8 Fıkralarla Demirel Tarihi
X Yarim Haziran!
Dolunaya inat!
Benim yaşlarım
Fotoğraf
Lal hayaller
X Ölmeyi öğrendiğinde yaşamayı da öğrenmişsin demektir!
X Seçim
Zor soru: Neden Erdoğan önde?
Parmağın yüzyıllık serüveni
X Plastik düğünler
Sansürü özledim...
Köşk'ten sonra hayat var mı?
Kuyruğu dik tutmak
Bir Eylül günü
X Kimi sevsem, ben
Sevgili öğretmenim!
X Sıradan faşizm
Bayhan, Erdoğan ve hayatın dayatması
Türkiye'nin Lübnan'ı
Sil?
"Bir mektup kime aittir?" ve "Bir Hayalin Peşinde..."
Şiirsiz yaşamak...
Seks Shop manzaraları....
İzindeyiz Ata'm
"İnternette şehir efsaneleri" ve "Bir element nasıl icat edildi?"
Nedamet
Sarı-Lacivert Pipili Çocuk
Morarmış inekler
Aşkı görebilmek...
Haydin alışverişe!...
Aşk ne ki?
Yılın son günüydü
Gelecek uzun sürer
Ev
Üniversiteyi yeterince dövmedik mi?
X Aşk bu mu?
X Yalancı bahar
X Dikkat! Sevgiliniz bu hafta terkedebilir!
Türkiye'nin Lübnan'ı
Kürtlere...
Yine, yeni, yeniden...
Haftanın tavsiyesi: "Kolejli kızlar neden mutsuz?"
Güneş ülkesi
Yorgun Aşığın İzdivacı
Tecavüz
Vatandaş! Öpüşme Tokuş!
Provokatörün dönüşü
Kendine yazılan mektuplar
Nedamet
X Kafadan koptum be sibob
Nouma'nın şortunun içinde ne var?
X Ödünç hayatlar
Fotoğraf
Disleksil
Lolita İhtilali
Tatilde...
Terör köyden kente göçüyor
Bizi kışkırtmayın!
Tatil Dönüşü
Tarihle cilveleşmek
Barış
Ruh kanseri
Atatürk filmi mi? Çekin de görelim!
İntihar danışma servisi
Adrasan'da adalet
Güle oynaya kriz
Hafıza
Ortadoğu savaşa giderken...
Dedemi neden vurdular anne?
'Biz nasıl kahrolmayalım Beyrut'
8 6-7 Eylül belgeseli
Tavuk gözüyle seçim
Ayrılık ölümdür...
Suskun kadınlar
"Dabılyu" krizi
Avcı
Ne okumalı?
Bir ayrılığın anatomisi
Merhaba... Ben Çelik... Tarumar Çelik...
Hükümet için sonun başlangıcı
Nouma'nın şortunun içinde ne var?
Dün
Bir hayalin peşinde...
Hayatın kapıları
Başbakan'ın izin güncesi
Erkeksen...
Benim Kadar Hüzünlü
Yoksulların gözleri
İhanet
Azraille pazarlık
Muazzez Ersoy'un Banyosu
Kürtçe İstiklal Marşı?
Memleketim'i satmak
Bir tabunun yıkılışı
Savaşta bayram
Kamu, Sezen'in telefonunu dinleyip rahatladı
Yürek
Yeraltı suları
Tık-Genç
Kargı öldürmez, sevgi öldürür
Körler ve Düşler
Barış...biz henüz sağken...
İkinci hayatlar
İzindeyiz Ata'm
Oto-seks
Şehir Kimi Sever?
Ayrılığın eski tadı yok
Yavaş şehir
Aralık
Noel Baba
Hayattan ne öğrendim?
Televizyon körlüğü
Hiç bir seleye oturup meçhule gittiniz mi?
Bir Hot-Chocolate Lütfen...!
Liderler ve eşleri
Ey güzel ülkem!
Kuyruklu bir yalan: "Uğur'lar ölmez!"
Öfke
Konuşan kıyafetler
Kurtlu Kokteyl
Artık sizinle çalışamayacağız...
Altın çağın peşinde
Bahar ve ayrılık
Bahar gelme üstüme!..
Kalabalığın iktidarı
Dayan çocuk!
Aziz Nesin'in aşk mektupları nasıl yakıldı?
"Aganigi... naganigi..."
Bıyık İhtilali
Ah Firdevs bir bilsen..!
Suskun kadınlar
Şarkı sözleri
3 kadın
Yeraltı suları
Tatilde bir işçi arı
Failatün failün'süz edebiyat
Benim kadar hüzünlü...
Cennet İnternet mi?
Referanduma hayır!
Et yemeden bu yazıyı okuyun
1900'lerden 2000'lere gözlemler: İnsanoğlu nereye?
Canavar..?
Nazım Hikmet... memleket
Hişt...!
Ada
Aralık
Sevgili öğretmenim
Keşke
Atatürk ne okudu?
Sevdiğiniz kentler sizi ele verir
Bayramların kokusu vardı eskiden...
Orhan Pamuk
Pastırma yazı biterken...
Kuyu
Paşa, itaat ve hoşgörü
Yaz bitti
Eylül'ün 12'si...
Susturun şu kadını..!
Çare; barıştır...
Hız ve haz
İçine atan
Taziye
Tanrının göktaşları
Tatil aşkı öldürür mü?
Yavaşlat beni Tanrım!
"Keşke burada olsaydın"
Barış gelecek bu yıl...
Maske
Yaz
Aşka ve terke dair
İhtiyar ve ben
Ödünç Hayatlar
X Yarim Haziran!
İkizler
Yazı...
 
     
 
 
   
  İhtiyar ve ben      
 
 

 

Bizim ak sakallı ihtiyar yine çıkageldi dün... Her sene geldiği gün... aynı saatte... Aculdu. Telaş içinde konuştu benle...

Dedim: "Hayrola acelen ne?"

 "Acelem yok" dedi, "Ben her zamanki tempomdayım, ama sana hızlı gibi gelmeye başladım"

"Dönüp bakıyorum da, amma yol katetmişiz seninle" dedim, "Nasıl geçtik onca yoldan anlayamadım."

Güldü: "Başta anlayamaz insan”  dedi, "... anladığında da çok geç olur” "Tempona ayak uydurmak zor"dedim, "Boyuna koşturuyorsun. Biz uykudayken bile durup dilenmiyorsun. Sen hızla ilerlerken, biz geriliyoruz mütemadiyen... Koşarken yıpratıyorsun bizi... Kesiyorsun nefesimizi... Acelen ne? Ağır ol biraz...! Hiç geri dönüp bakmaz mısın? Yarını takmaz mısın? Oturup soluklanmaz mısın?"

Çok görüp geçirmiş ihsanlara mahsus bir merhametle baktı gözleri...

Hakim, sakin ve mutedil... dinledi öfkemi...

 

* * *

 

"İnsafsız, duraksız, fasılasız aktın.

Ardında binlerce yitik düş, kırık hayal bıraktın. Direndik sana karşı... Ezberledik, geçmiş, gelecek, geniş hallerini... şimdiki halimize derman olur diye... Oysa senin halin değil, bizimkiydi değişen...

Fotoğraflarda durdurmaya, albümlere hapsetmeye çalıştık seni... Ziyan etmemeye çalıştık hiçbir saniyeni... Koştuk panik içinde... düşe kalka, ağlaya sızlaya, oynaya güle... Yarıştık seninle... Kazandım sananların tacı, bir perçem ak olup düştü başlarına... Çaresiz, barıştık seninle... Lakin gün oldu, isyan ettik, herkese ayrı işleyen adaletine..."

Kızdı bu lafa ihtiyar... Diklendi: "-Aynı hızda yürürüm ben hep, ayrıcalık tanımam kimseye..." diye kestirip artı. "Krallar bile dayanamadı hızıma..." "-Hadi canım" dedim.“Kimine alabildiğine cömertsin, kimine gelince kör olası bir cimri... kum saatin akar deli gibi..."

"- Ben değilim müsebbibi..." diyecek oldu... Fırsat vermedim savunmasına...

"- Gerçekten adilsen eğer, söylesene niye en mutlu olduğumuz an ışıktan hızlısın.... acı çektiğimizde kaplumbağadan yavaş...?"

 

* * *

 

"- Anlaşıldı mesele..." dedi. "iyisi mi ben sana bir yardımcımı yollayayım. 'Sabır'dır adı... Merhemidir yarattığım tahribatın..."

Omuz silktim:

"Ben sabır istemiyorum, rehaveti özlüyorum" dedim. "Senin o tükenmez gibi göründüğün, hesaba gelmediğin halini, eski aheste akışını, günün bir türlü batmak bilmediği o sohbeti bol yaz akşamlarını, o dolunayda yıldız yıldız gülümseyen uzun lacivert geceleri, salkım saçak güneş altında ışıkla özgürce seviştiğimiz nihayetsiz ve meşakkatsiz günleri, bahçede öğle uykularında saçımı okşayan şefkatli eli, babamın itinayla kurduğu saatten evinden geniş aralıklarla kafasını çıkarıp neşeyle guguklayan kuşun mesut, müjdeli sesini özlüyorum..."

"- Seni anladım" dedi ak saçlı ihtiyar, "yapabileceğim tek iyiliği yaptım sanıyordum. Hafızanı körelttim diye biliyordum. Sabra sığınmıyorsan, unutmaktır en iyisi..."

 

** *

 

Oysa ben, her daim sabırsız ve aslında harfiyen hatırlayarak, dünün bol vakitlerini, doyumsuz sohbetlerini, telaşsız saatlerini, saadeti hüzünle yoğurarak geçtim ihtiyar adamın süzgecinden...

Ben, onu gemleyemedim, o demledi beni... Olgunlaştım; basarak üzerine birikmiş bütün yırtık takvim yapraklarının, yıllar yılı aynı çemberde dolanmaktan başı dönmüş akrep ve yelkovanların, o incecik delikten biteviye süzülmüş kumların, evine gire çıka ötmekten sesi kısılmış yorgun guguk kuşlarının, batmış onca güneşin, parıldamış bunca ay ışığının, hilalin ve fecrin, uğruna savaşılmış dostların, birbirine karışarak yanıp sönen kahkahalarla gözyaşlarının, yazılmış, yazılamamış bunca satırın, tutulmuş tutulamamış onca sözün, dediklerimin, diyemediklerimin, bir an önce bitmesini istediğim, hiç bitmesin diye dualar ettiğim anların, koşuda çabuk yorulanların ya da koşmaya hiç niyeti olmayanların... sevaplarımın, günahlarımın, hatalarımın...

... süzüldüm imbiğinden...

 

 

* * *

 

"- Geç... istediğin gibi seç... ister ağır aksak, ister koşar adım" dedim bizim ihtiyara...

"Bu dönüşü olmayan yolculukta ya gideriz, ya gitmeyiz bir bu kadar daha..."

"- Yanılıyorsun dostum" dedi ihtiyar, "... kalıcıyım ben..., asıl sensin geçen..."

Sonra, sesindeki yakıcılığın farkına vararak belki, kulunuzu teselliye girişti: "- Sana hazırladığım sürprize bak: Doğum günündü dün; babalar günü yarın. Babanın oğluydun dün; oğlunun babasısın bugün... Hayat, kıymetini bilirsen, nihayetsiz bir düğün..."

Dedi ve uzaklaştı: Çevirirken bir kez daha kum saatini baş aşağı... şükranla adını fısıldadım ardından...

"Zaman..!"



 
  Gör. Say. : 7840 | Yayın Tarihi : 17.06.2000  
  | Son Güncelleme : 31.07.2010 - 00:32:54 | Şu an 76 kişi ile birliktesiniz | Hukuki Şartlar ve Gizlilik Hakları | webmaster |