23 Temmuz 2007 Pazartesi
Hayli uzun ve heyecanlı bir gecenin ardından sakin bir öz-değerlendirme yapabilirim. Cumartesi burada yazdığım tahminleri yine kendim yargılayayım: Önce AKP... “AKP’nin seçimden 1. parti çıkacağına inananlardanım. Tek başına iktidara yeterli çoğunluğu zor da olsa sağlayabileceğini sanıyorum” demiştim. 300 civarında milletvekili çıkaracağını, oy oranının ise yüzde 35-40 aralığında olacağını tahmin etmiştim. “40’ın üzeri büyük sürpriz olmaz, 35’in altı ciddi sürpriz olur” diye eklemiştim. Ben de çokları gibi bu kadar güçlü geleceğini öngörememişim. 340 milletvekili ve yüzde 46 benim, (bazılarınca çok iyimser bulunan) tahminimin hayli üzerinde... CHP’yi “yüzde 20-25 aralığı”na koymuştum. “Yüzde 25’e yaklaşmasından çok 20’nin hemen üzerinde olmasını bekliyorum” demiştim. Burada isabet var. CHP yüzde 21’e yakın oy aldı. “MHP’nin oyu bence yüzde 15 kadardır” diye yazmıştım. Onu da tutturdum. “AKP’nin oy yüzdesi ile CHP-MHP oy toplamının başa baş olacağı” ve “CHP-MHP’nin toplam 250 civarında milletvekili çıkaracağı” öngörüleri ise yine AKP’nin oy patlaması nedeniyle tutmadı. Ama kimilerinin özlemle beklediği koalisyonla iktidar şansı bulamayacaklarını görebildim. “Demokrat Parti yüzde 10’ların hemen altında kalacak gibi görünüyor” demiştim, bir hayli altında kaldı. “Bağımsızlar yüzde 5 civarında oyla, 25-30 arası gelirler” demiştim. Yüzde 5,2 oyla 27 geldiler. “Baskın Hoca’nın kazanmasını çok istemekle birlikte, DTP desteğini çektiği için kaygılıyım biraz” demiştim. Tam da o nedenle olamadı. “Genç Parti bu kez fazla görünmüyor. Yine de yüzde 5 civarında alabilir” demiştim. 3’te kaldı. “Saadet yüzde 3’ün altına düşebilir” diye yazmıştım. Düştü. “Baraj altında kalmak Bahçeli, Ağar ve Uzan için liderliğe veda anlamı taşır” diye yazmıştım. Bu öngörümü, seçim akşamı saat 19.35’te NTV’de “Bu sonuçlar birkaç lideri götürür” diye yineledim. 10 dakika sonra Ağar’ın istifa haberi geldi.
* * *
Milliyet için gittiğim illerden yaptığım tahminlerin de hesabını vereyim: “Manisa Türkcell diyor” başlığı, sonucun 0-5-3-2 şeklinde çıkacağını anlatıyordu. “AKP önde, CHP avantajlı ama kendi listesinde sıkıntılı. MHP tırmanıyor. DP çıkaramaz” demiştim. Sonuç 0532 oldu. DP çıkaramadı. AKP 5 oldu. Ama “3 CHP/2 MHP” tahmininde partiler yer değiştirdi. MHP sandığımdan fazla tırmanmıştı. İzmir’e gelince... Gazetede yazdığımda o tahminden çok tepki almıştım. İzmirliler ve CHP’liler “Son kale”nin düşmekte olduğuna inanmak istemiyorlardı. Oysa biraz kentin varoşlarında dolaşsalar kalenin sarsıldığını kendileri de görebilirlerdi. “Bence CHP gene 1. parti... Yüzde 30’u aşar. Ensesinde, yüzde 30’un hemen altındaki AKP’nin ve yüzde 15’e yaklaşacak MHP’nin nefesini hissedecek” diye yazmıştım. CHP yüzde 35, AKP yüzde 30, MHP yüzde 14 oldu. Milletvekilliği 11’e 9 çıktı. Yani AKP, CHP’nin hemen ensesindeydi. İşte doğrusu eğrisiyle hesap bu... Notumu siz verin.
* * *
Bir de aklınızdaki soru işaretlerini yanıtlayayım. “Oy vermeyebilirim” demem bazılarınızı şaşırtmış. Oysa oy vermek kadar vermemek de bir siyasi tavırdır; ille bir duyarsızlık belirtisi sayılmaz. Bazıları tüm partilerin birbirine benzediği bir oyunda rol almak istemezse ona da saygı duymak gerekir. Kaldı ki, Cumartesi NTV’deki provayı kaçırmak pahasına Pazar sabahı erkenden gidip oyumu verdim. Dikkatli gözler, NTV ekranında sağ işaret parmağımdaki lekeyi görmüş olmalılar. İkinci konu Mehmet Ağar’la ilgili... Yeni Şafak, Milliyet’teki yazıda Susurluk sözcüğünün geçmemesine şaşmış. Oysa orada daha ağır ifadeler vardı. Kaldı ki Susurluk konusunu NTV’de yayınlanan Mehmet Ağar portresinde enine boyuna işledik. Üzerine kitap yazdığım bir konuyu görmezden gelmem mümkün mü? Ama “Meclis’te olmasını isterim” derken kastım şuydu: Yıllar yılı PKK ile en ağır mücadeleyi vermiş birisi bugün çözümün bu yöntemden değil, siyasi temsilden (yani ovada siyasetten) geçtiğini söylüyorsa, bu çok önemli bir gelişmedir. Çünkü halk ve bürokrasi nezdinde, bizlerin (yani çözümün askeri değil siyasi olduğuna inananların) sözlerinden çok daha inandırıcıdır. Bu yüzden de bu yeni fırsata şans tanımak önemlidir. Kürsüden yağlı urganların sallandırıldığı bir Türkiye’de bu açılım, hava kadar, su kadar gereklidir. Ağar’a o yüzden prim verdim. Ama belgeselde de eski dosyalara hakkıyla yer verdim. O kadar ki Denizli’de karşılaştığımız eşi Emel Ağar, eski dosyaları açtığımız ve çok eleştirdiğimiz için sitem etti. Dengeli miydik? Onun kararını da size bırakacağım. Bugün o portre-belgeselleri siteye koyacağız. İzleyemeyenler izleyip değerlendirebilir.
* * *
Uzun, zorlu, yorucu bir süreci tamamladık. Ama bitmedi. Önümüzde Meclis açılışı, hükümet kuruluşu, cumhurbaşkanı seçimi var. Onlarda da ekranda Neden, gazetede Ada açık olacak. Biz buradayız, bekleriz.
Not: Seçim sonuçları karşısında şok olanlara, sakinleşip soğukkanlı bir değerlendirme yapabilmeleri için bir kitap tavsiye edeyim: Ali Efref Turan: “Türkiye’de Seçmen Davranışı”, Önceki Kırılmalar ve 2002 Seçimi”ni değerlendiren önemli bir çalışma... Şubat 2004’te İstanbul Bilgi Üniversitesi yayınlarından çıktı.
|