28.Ekim.2007.Pazar
Herkese merhaba, Herhalde şu meşhur “kardeşlik” yazısına gelen tepkilerden, böylesi dönemlerde yazı yazmanın güçlüğünü sizler de fark etmişsinizdir. “Kalem erbabı”na kendimizi anlatmakta bu kadar zorluk çekersek, okurla neler yaşadığımızı siz düşünün... Ama önyargısız okurla, kötü niyetli meslektaşlara nazaran her zaman daha iyi anlaştığımı itiraf edeyim. Neyse, sanırım bu vartayı da -yine epeyce dersler alarak- atlattık.
* * *
Kutuplaşmanın yoğun olduğu ortamlarda laf söylemenin zorluğunu sadece köşede değil, ekranda da yaşıyoruz. Hele bu hafta, programdan 3-5 saat önce gelen açık sansür kararıyla işimiz daha da zorlaştı. Bir yanda muğlak kavramlarla konmuş bir resmi yasak, öte yanda öfkeyle ayaklanmış kitlelerin psikolojik baskısı... Yine de programı az hasarla tamamladık sanıyorum. Son programdan özellikle memnunum. Çünkü söylenmesi gereken hemen her şey söylendi; Barzani’nin hedef alınması gerektiğinden, Apo’yla temas ihtimaline kadar en uç görüşler dile getirildi. Şu ortaya çıktı ki, kışkırtmayan, sakin bir dille, akıl eşliğinde söylenince her görüş ekran şansı bulabiliyor; kitlelere ulaşabiliyor. Yeri gelmişken Neden’le ilgili küçük bir not ileteyim: Salı geceleri Neden biter bitmez, NTV’deki görevli bir arkadaş, sabaha kadar çalışıp, 2 saatlik tartışmayı deşifre ediyor. Sabah da biz o metni alıp doğrudan siteye giriyoruz. Ama elbette bu kadar zor koşullarda yapılan böylesi güç bir deşifrede eksiklikler, hatalar olabiliyor. Metni geciktirmemek için, bu hatalara rağmen siteye giriyoruz. Ancak sonra metindeki hataları temizleyip eksiklikleri tamamlıyoruz. Böylece arşivlenebilir metne ulaşıyoruz. Bu açıklamayı yapıyorum ki, hem ilk metinde gördüğünüz hataları yadırgamayın; hem de arşivlemek isterseniz, metnin ertesi gece girdiğimiz son halini kullanın.
* * *
Bugün 28 Ekim... Bu Pazar için birkaç tavsiyede bulunayım: Siteye “O Gün” belgesel serisinden “29 Ekim” bölümünü giriyoruz. Tarih meraklılarına izlemelerini öneririm. Cumhuriyet bayramı öncesi Cumhuriyet’in hangi koşullarda, nasıl kurulduğunu incelemek isteyenlere usta işi bir çalışma adı vereyim: Faruk Alpkaya, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu (1923-1924)”, İletişim, 1998. Sinema düşünüyorsanız, “Kefaret”ten şaşmayın derim. Ben yeni gördüm ve gerçekten sinema sanatının gücüne bir kez daha şapka çıkarttım. Savaş olasılığı tepemizde olmasa ve operasyon dışında bir şey yazma fırsatım olsa, bu filmi ve filmin, bende bıraktığı son duyguyu kaleme almak isterdim: “Hayatın yapamadığını, yazı yapabilir.”
* * *
Ve nihayet Tüyap... Yarın artık gelenekselleşen 29 Ekim imza gününde buluşuyoruz. 15 yılı aşkın süredir katıldığım fuara galiba ilk kez, bu yıl, -galiba biraz da Neden yüzünden- yeni bir kitap çıkaramadan geliyorum. İsmail Cem kitabı, ne yazık ki, - benden kaynaklanmayan bir nedenle- hala bekliyor. Erdal İnönü ile yaptığımız “Nehir Söyleşi” ise masamın üzerinde... Özden Toker, söyleşinin deşifresini önceki hafta Amerika’ya kardeşini ziyarete giderken yanında götürdü. Dönüşte Erdal Bey’e bütün söyleşiyi baştan aşağı bizzat okuduğunu, birlikte düzelttiklerini söyledi. “iyi ki yapmışsın bu işi... Ona büyük moral destek oldu” dedi. İş Bankası yayınlarından çıkacak. Bir an önce tamamlamaya çalışıyorum. Rıdvan Akar’la hazırladığımız “Ecevit’in özel arşivi” kitabı 600 sayfa oldu. Son okumasını daha önceki gece, sabaha karşı bitirebildim. Ondan başka bir gün söz edeceğim. Gerçekten okuyanları hayrete düşürecek bir derleme oldu. İmge’den Aralık’ta çıkacak sanıyorum. Bir başka arşiv çalışmamız olan Vehbi Koç kitabı da hazır. Yapı Kredi yayınlarında son sayfa düzenlemesi yapılıyor. O da Kasım’da raflarda olacak. Tüyap’ta eski kitapları imzalayacağız. 14.00’ten itibaren İmge Yayınevi’nin standında olacağım. Ama 12.30 gibi, fuarın girişinde, geçen sene site sakinleriyle buluştuğumuz kafede olmaya çalışacağım. Günler öncesinden imza gününde buluşmak istediklerini belirten arkadaşlarla imza başlamadan önce 1 saat kadar sohbet edebileceğiz. Görüşmek umuduyla...
|
 |
|
|
|
 |
|