1.Ocak.2008.Salı
Nicedir ilk kez bir Salı evde telaşsızım. Salı, normalde hep sallanırdı. Böyle sakin; ne güzelmiş.
* * *
Dünkü Günce’yi okuyanların tahmin edebilecekleri gibi, ana-babalı sofralarda “aile arasında” uğurladım 2007’yi; 2008’den en çok yakınlarım için sıhhat dilenerek...
* * *
Geçen sene bu zamanlar Marakeş’te “Ölü Canlar Meydanı”ndaki emektar posta binasında keyifle öğle yemeği yiyordum. Şubat’ta Dubai’de tenis seyrediyordum. Mart’ta Nürnberg sinema festivalinde film izliyordum. Haziran’da Hamburg’ta Türklerle sohbet ediyordum. Temmuz’da Floransa’da konser dinliyordum. Eylül’de Bükreş’te Drakula’yı arıyordum. Paris’e bir kez daha aşık oluyordum. Aralık’ta Strasbourg’ta belgesel gösteriyordum. Her şeye rağmen leylek yine havadaydı anlayacağınız.
* * * Ama yine bildiğiniz gibi, sadece gezip durmadım. Çalıştım; hem de sıkı çalıştım. Yılsonu bilançoma bakıyorum da; hamallık dozajı fena değil gibi geliyor: Neden’ler doldurdu seneyi... Belli bir düzey tutturduk sanırım. Milliyet sayesinde çok yazı yazdım. Üzerinde çalıştığım çoğu kitabı 2008’e bıraktım. “Yakamdaki Yüzler” son anda yakaladı yılı... Cem, Ecevit, İnönü, Koç bu yıla kaldı. Şubat’ta Çakıcı krizinde tehdidi ve tehlikeyi tattım. Yazın seçim telaşında lider portreleri yaptım. Abdullah Gül portresi yüzünden tartışmalara battım. Kendimi, fikirlerimi doğru anlatamadığım sonucuna vardım. Son dönemlerinde çok yakın çalıştığım İsmail Cem ve Erdal İnönü’yü uğurladım, acıyla ve saygıyla... Kasım’da TRT Genel Müdürlüğü postunu ucuz atlattım.
* * *
Sitemiz için de bir 2007 bilançosu çıkarayım: Geçen Aralık’tan bu Aralık’a, hayli iniş çıkışlı bir grafik seyri izledik. Adeta başıma gelenler, sitenin kardiyografisine yansıdı. Çakıcı’nın “Akıllı ol” mektubunun patladığı Şubat’ta site, kendi rekorunu kırdı ve aylık 6 milyon sınırını aştı. Seçim ertesi Eylül’de 5 milyon düzeyindeydi. Sonra kademeli olarak geriledi. Geçen ay belli bir çizgide durdu. Sanırım aylık 4 milyon hit ortalamasıyla yılı kapattık.
* * *
2007 için daha genel bir muhasebe yaparsam, diyebilirim ki; “Yapmam gerekeni mi yapıyorum” sorusuna daha da çok takıldığım bir yıl oldu. “Neden”i seviyorum; beni güncele bağlıyor; daha çok okumamı sağlıyor. Eve ekmek ve ekrana kalite getiriyor. Ama biliyorum ki “hayatımın işi” bu değil; en iyi yaptığım ve ömür boyu yapmak isteyeceğim bir iş de değil. Öte yandan yazı yazmayı seviyorum; ama haftada 5 gün değil... Azaltmak için gazeteye yalvarmalarım sonuç vermiyor. Haftada 5 yazınca yoruluyor kalem... Sitenin “çok okunanlar”ındaki türden yazılar yazmaya elim, dilim varmıyor nicedir... Haftada 5 yazı ve iki günüme malolan bir program olunca belgesele, kitaba da vakit kalmıyor. Onları bırak, asıl yapmak istediklerime, mesela edebiyata ya da bir senaryoya kapanmak tamamen hayal oluyor. Özel hayatımı siz düşünün.
* * *
2008 buna çare olur mu? Zor görünüyor. Onun da iş planını yazayım buraya da görün: Yaza kadar “Neden” ve yazılarla bu tempo sürecek. Üstüne bir de “Atatürk belgeseli”nin yükü binecek. Ama dilerim ki değecek. Şubat’ta İstanbul’da bir “Vehbi Koç” sergisi açacağız. O süre içinde bir aksilik olmazsa biriktirdiğim bütün kitaplar peşpeşe çıkacak: Ocak ortası Rıdvan’la yazdığımız “Ecevit ve Gizli Arşivi”... Ocak sonu “İsmail Cem kitabı”... Şubat’ta “Koç’un arşivinden 2. cilt...” Mart’ta “Erdal İnönü kitabı...” Bu süre içinde de üç yeni kitabın hazırlığı sonuçlanmış olacak: Koç’un 3. cildi... Erdal İnönü-İsmet İnönü mektuplaşmaları.. Ve Mülkiye kitabı... Şimdiden bereketli bir yıl sayılır değil mi? “Peşpeşe çıkarma. Okuru yorar. Hem de eleştiri alırsın” diyenler var. Malum; bizde meyve veren ağacı taşlarlar. Ama bunların öyle birkaç aylık sıradan çalışmalar olmadığını, neredeyse yıllardır üzerinde çalışıldığını en azından sizler biliyorsunuz. O yüzden “Kim ne der”den ziyade “vicdanım ne söyler”e bakacağım yine; ve yayınlayacağım. Bu arada birkaç sürpriz gelebilir: Belki yeni bir şarkı sözü bestelenebilir. Belki Fahir’le çalıştığımız projeden çok ilginç bir DVD çıkabilir; haberiniz olsun.
* * *
Yaza gelince... Umarım Atatürk’ü biraz yoluna koymuş olacak ve “Neden” tatile girer girmez, asıl hayalini kurduğum kitap ve senaryo için kapanacağım. Ve umarım (korkarım) orada kendimi bulup “Niye bunları yaparken bu kadar mutluyken, öbür işlerde vakit kaybediyorum ki” sorusunu daha yüksek sesle sormaya başlayacağım. Bu sorunun şiddeti, sonbahar ve sonrasını belirleyecek. * * * Bu arada “abbas yolcu” durmayacak elbet... Ocak’ta Adana kitap fuarı var. Mart’ta Bursa’da sıra... Nisan’da İzmir’de... Bu ay İstanbul ve Antep’te birer ödül töreni, Şubat’ta Muğla’da sohbet var. Bu arada Londra’dan, Zürih’ten, Bordoaux’dan davet var. İşlerin arasında bunlara da icabet edilmeye çalışılacak. Tabii ki hepsinden çok sevdiklerime, sevenlerime, sevgiye zaman, emek, yürek ayrılacak.
* * *
İşte huzurlu bir Salı sabahı, huzurunuzda yapılmış bir yılsonu muhasebesi... Ve huzurunuzda yazılmış, bir yeni yıl iş takvimi... Hem size hizmet ve niyet beyanı, hem kendimle bir hesaplaşma bu satırlar... Umarım yıl sonu okuyunca, hayal olmaktan çıkar, gerçekleşmiş olurlar. Hadi hepinize iyi yıllar!!!
|