17.Ocak.2008.Perşembe
Güzel bir Neden oldu.
Hem izleyicinin hem basının ilgisi yoğundu.
Program çıkışı–ben dahil- herkes mutluydu.
Ama ne kadar çok çabaya malolduğunu bir bilseniz.
Son iki haftadır özellikle hazırlık safhası çok yorucu oluyor; sizin ekran karşısına kurulup izlediğiniz o program inanılmaz bir enerjiye maloluyor.
Geçen hafta yayına iki saat kala iki konuk gelemeyeceğini açıkladı. Mehmet Ali Bayar aniden hastalanmıştı. TESEV’den bir konuğumuz ise, bir üyelerinin trafik kazasında vefat etmesi üzerine iptal etti gelişini... Yayına iki saat kala konuksuz kaldık.
Üstelik tam yayın saatinde Cumhurbaşkanı Gül’ün basın toplantısına yakalandık. Ama neyse ki bu, bir avantaj oldu ve sonrasında program Amerika bağlantıları ve Onur Öymen sayesinde tıkır tıkır yürüdü.
Bu hafta daha da sancılıydı.
Bir imkansızı başarabilmek, Huysuz’la RTÜK Başkanı’nı buluşturabilmek için inanılmaz bir diplomasi trafiği yürütmemiz gerekti.
Bazı konuklar katılıp katılmayacaklarını konudan çok, diğer konuklara göre belirliyor. Bazen pazarlık yapıyorlar. Ve bu trafik, işin en yıpratıcı kısmı oluyor.
Bu kez amacımız RTÜK Başkanı’nı programın girişinde dinleyip, tartışma faslında Huysuz’u farklı görüşten RTÜK üyeleriyle ekranda buluşturmaktı; 4 RTÜK üyesiyle defalarca ve saatlerce konuştum. Ama Başkan Zahit Akman, ekran önünde birbiriyle tartışan üyelerin, Kurul açısından iyi bir görüntü olmayacağını söyleyerek muhalefet etti; “RTÜK’ü Başkan temsil eder”di.
“Peki öyle yapalım” dedik.
Ancak bu kez de Huysuz’la buluşma faslı netameliydi.
Yine de Pazartesi akşam her şey yoluna girmişti. Huzur içinde eve gittim.
Gece bir telefon...
Başkan’ın programa katılamayacağı bildiriliyor.
Yayına 24 saatten az kalmışken ana konuğunuzun gelişini iptal etmesi nasıl bir şeydir, tahmin edersiniz.
Geceyi diken üstünde geçirdik.
Sabah nihayet Başkan’ı ikna ettik.
“Nihayet tamam” derken Salı 14.00’te Huysuz’dan haber geldi:
“Burnumdan kan geliyor, beni bağışlayın; katılamayacağım.”
Nasıl olur?
Yayına sadece 6 saat kalmışken...
Bütün program onun üzerine kurulmuşken...
Ama bu sağlık meselesi... Öğlen katıldığı bir canlı yayında burnundan kan gelmiş. Şimdi mecalsiz.
Biz, çaresiziz.
Telefon başındayım.
Huysuz “Huysuzlanıyor”.
“Cancığım bağışla, çok hastayım” diyor.
“Yayına evden katılın” diyorum, son bir umutla...
“Dizlerim tutmuyor, tansiyonum düşüyor, başım dönüyor, kafamı toplayamıyorum” diyor.
O acar gazetecilerden değilim ki, o halde bir insana ısrar edeyim.
“Peki” diyorum çaresiz... “Sizin sağlığınız her şeyden önemli” diyorum. Acil şifalar diliyorum.
Program çökmüş durumda...
Saat 18.00...
“Huysuz”un eski prodüktörü Fatih Aksoy yolda...Yayına geliyor.
Son bir umut onu arayıp durumu anlatıyorum.
“Huysuz bu... Yapar” diye gülüyor. O, alışmış artık...
“Dur ben bir arayayım” diyor.
Gözüm telefonda... Yarım saat haber yok.
Nihayet 45 dakika sonra çalıyor telefon:
“Hadi gözün aydın! İkna ettim. Geliyor.”
Mucize!
Acaba stüdyoda doktor mu bulundursak; ambulans mı hazır tutsak?
Ayrıca bu kez de yetişme sorunu var.
Saat 19.30’a geliyor.
Yayın 20.30’da başlıyor.
Anadolu yakasındaki eve araba yollayacağız. Seyfi Bey’in hemen hazırlanıp çıkması lazım. O halde bile yayına yetişmesi imkansız gibi...
Ama bizim ekipten Vito, durumu fark edip her ihtimale karşı arabayı yollamış bile...
Acaba kaçta gelebilecek?
RTÜK Başkanı ile söyleşi bitmeden yetişebilecek mi?
Gelse de Başkan onunla diyaloga girecek mi?
Yayın başlıyor.
Bütün yaşadıklarımızı unutup hiçbir şey yokmuş gibi yayına konsantre olmam lazım. Ama ne mümkün!
Yönetmenimiz Betül kulaklığıma “Huysuz yola çıktı” haberini fısıldıyor.
RTÜK Başkanı karşımda; yasayı anlatıyor.
Gözüm kapıda; Huysuz bekleniyor.
Nihayet Seyfi Bey stüdyoya giriyor, yerini alıyor ve az sonra Başkan’a “Huysuz Şov”u soruyorum.
Yanıtını Seyfi Bey dinliyor.
Lafa giriyor ve ekranda gerçekten hoş bir söz düellosu başlıyor.
Daha da iyisi, o ılıman iklim içinde bir çözüm umudu da doğuyor.
Huysuz’u yeniden hayata döndürüyoruz.
Reklam aralarında Fatih’le yeni programın pazarlığını bile yapıyorlar.
Sonrasında tartışma faslında, televizyona, RTÜK’e, sansüre dair gereken her şey söyleniyor.
Yayın çıkışı “İyi ki gelmişim” diyor Seyfi Bey... RTÜK’le uzlaşmaktan mutlu...
“Şu belgeseli de yapalım artık, olur mu” diye ekliyor.
Ertesi gün RTÜK Başkanı Zahit Akman da telefonda programa katıldığına memnun olduğunu söylüyor.
“Senin programda hiç gerginlik olmuyor. Suhuletle çözüme kavuşturuyorsun” diye övüyor.
Tıpkı geçen ay Fazıl Say’la Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ı ekranda buluşturup bir gerginliği yatıştırdığımız gibi bu kez de Huysuz’la RTÜK arasındaki gerginliği sona erdiriyoruz.
Çıkışta bütün ekibin yüzünde yorgun bir huzur var.
Bir haftayı daha atlattık.
Tadını çıkarmak için en fazla bir-iki günümüz var.
Sonra bugünden itibaren yine aynı soru kapımızda, kafamızda:
“Neyi tartışalım? Kimleri çağıralım?”
|