Cumhurbaşkanları giderek yoksullaşıyor
Erman Toroğlu
Özcan Deniz
Hülya Avşar
Rıza Türmen
Okuldaşım Orhan Veli ile öğretmenim Hayri Baba
Sibel Kekilli
İskender Çolak
Halit Çelenk
Teksas-Tommiks
Kemal Derviş
Behçet Nacar
Mehmet Çağçağ
Şefik Öztek
Abdüllatif Şener
Süreyya Ayhan
Cem Yılmaz
Noel Baba
Leonardo Da Vinci
İbrahim Tatlıses
Yıldız Tilbe-İbrahim Tatlıses
Çubuklu Kevsercik
Cem Karaca
Tarık Akan
Yıldız Tilbe
Yaşar Nuri Öztürk
Deniz Baykal
Şebnem Ferah
Ali Kırca
Mazhar Alanson
Kadir İnanır
Yusuf İslam (Cat Stevens)
Orhan Pamuk
Tarkan
Yılmaz Erdoğan
Ankara
Mehmet Ali Erbil
Federer ve Şarapova
Polat Alemdar
Trabzon
"Bebek Davası"
Vehbi Koç
Haç-Hilal
Fazıl Say
Erol Güney
Ankaralı Türkücüler
1001 Dilek
İlk Kürtçe yerel televizyon
Hakan Pişkin
Şarkı sözleri
Abdülkadir Aksu
Annelerini Anlattılar
Bülent Ecevit
Bülent Ecevit
Zuhal Olcay
Sadun Aren
Hatırla baba!
Çetin Altan
Bosna'da bir ölüm kampı
Cüneyd Zapsu
Bertolt Brecht
Seyit Hasan Nasrallah
Halife tatilde
Madonna
Andre Agassi
Maria Salzman
Manga
Zeki Müren
"Hatırla Sevgili"
Osmanlı Hanedanı
Yazar Pamuk nasıl yazar?
Bilgisayar oyunları
Fahir Atakoğlu
Turan Yavuz
Sang Ki Paik
"Ödülün gerçek sahibi lisanımdır"
Lisem 120 yaşında!
Birkaç iyi adam
2006'dan aklımda kalan sahneler...
Oxford- "Harry Potter"ın yemekhanesinde...
Aziz Nesin'in aşk mektupları nasıl yakıldı?
Hrant-Rakel Dink
Benim kuşağımın dizi kahramanları
Pierre Loti
Akif ilgi bekliyor
Batı köklerini arıyor
Servet bıraktılar sevgiyi arattılar
Prof. Baskın Oran için "Ders veremez" kararı
İsmet Paşa'nın Köşk yoluna da mayın konmuştu
Semra Sezer
İşte Atatürk'ün bilinmeyen fotoğrafları
Bir canlı yayın sihirbazı
Zeynep Menemencioğlu
Bir ayrılık öyküsü
Aravane Rezai
"Birinci görevim, tarafların birbirini anlamasına yardımcı olmak"
Anadolu'da bir tiyatro mucizesi
Erdal İnönü
Siyasete Bal-gatabilirler mi?
Tülay Tuğcu
Ulucanlar
La Diva Turca: Leyla Gencer
Meclis'e Baskın hazırlanıyor!
Babaya bağlı... Futbolcu... Tek eşli... Sosyal... Vefakar...
"Küstüm, oynamıyorum!"
Modern mahrem
Liseler yarışıyor
Hayrünnisa Gül
Kont Drakula'nın şatosunda...
Başkent alkolsüz düzene geçti
Hey gidi günler!
Tayyip Erdoğan yakışıklı mı?
Gençliğimizi gazoz korkusu mahvetti
28 Ekim gecesi ne oldu?
"Sonuna kadar görevimi yaptım. Pişman olduğum hiçbir şey yok"
"Oğlum! Atatürk ölürse ben de onunla gideceğim"
Diyarbekir'in Diyarbakır olduğu gün
Yazarlar ve çocukları
Atatürk, öğretmenini nasıl görevden aldı?
Varoş kralının ihtiyaç listesi
Huysuz Virjin varoluş mücadelesi veriyor
İzmir'in AB'si: EXPO
Kavganın gerçek tadı: Coca-Cola
"Buradayım ve kalmak istiyorum"
İlk yayında, Devrim Tarihi dersi ve iki belgesel vardı
Asıl eşyalar Galina'da
"Çocuklarınızı çaldık, özür dileriz"
Türkiye kendi çalıp kendi oynuyor
Asker halkla ilişkiler harekatında başarılı mı?
Müzeyyen Senar
Genco Erkal
İlhan Selçuk
Cem Yılmaz'dan belgesel
Amerika’da boynuzlu geyik muhabbeti
Yiğit Özgür
Umut Oran
Zeki Müren - Türkiye'nin ilk sivil paşası
Kral Edward
Sezen Aksu
Elveda Rumeli
19 Mayıs
Liderler ve eşleri
NEDEN
Nuri Bilge Ceylan
"Ayyaş" tablosu ve içki yasağı
Tatilde bir işçi arı
9 Subay olayı
Perihan teyzem
Şevki Vanlı
Fatma Müftüoğlu
Yorgos Magnis
Atatürk
Goran Bregovic
Çağımız şişmana düşman
Ahmet Abakay
Nail Çakırhan
Mustafa filminin güncesi
İşte Atatürk'ün gizli sığınağı
Yeni Türkü
Leonard Cohen
Alpay
Yaşar Kemal
Nostaljinin dönüşü
Bond neden yenildi?
Aktüel ve Tempo
Gülşen Orhan - Tuncer Kılınç - Egemen Bağış
Tuncay Güney
Tomris Giritlioğlu
Recep Tayyip Erdoğan
Bebek davası
Ajda Pekkan
Elif Bülbül
Eskiden kadınlar vardı
Karagöz- Hacivat
Cihan Ünal
Talihsiz talihliler
Özel güvenlikçiler özel dedektiflere karşı.
Süheyl Atay
Çanakkale'nin Afrikalı Müslüman esirleri
Sosyal kitabında yemek yapan bir baba olabilir mi?
Cici Bebe
Cem Yılmaz
Sanatçılar ve babaları
Prof. Dr. Kemal Karpat
Meslekte 30. yıl
Damacanayla seks
77'lik transseksüel
Kalp açılımı
Magazin'e tıklamak
Ses ola kese savaşı...
Bodrum'a ramazan geldi
Kelebek etkisi
Wembley'de Coldplay konserinde...
Çürük ve bamya
Bir öneri: Empati Günü
Platonik aşk, gerçek aşk
Kadın ile erkek, Yürek ile etek
Türk rönesansının mimarlarından biri öldü
Bir kayıp ilanı
Dilin şık üniforması
Biz de 29 yıldır toplumsal komadayız
İyi bir köşe yazısı kaç dakikada yazılır?
Provokatör ile tanışalım
Sanat çetesinin sakıncalı piyadeleri
İsmet Paşa, Mete Akyol'u neden azarladı?
Yazar odaları
Çukurambar'ın yükselişi
Şişme kadın bakire çıkmazsa...
Hakikat, ama hangi hakikat?
Ey aşk! Sen nelere kadirsin!
Geldi o ruh Meclis'e...
“Halam intihar etmedi, sırtından vurdular”
"Okulumuzu vermeyiz!"
Özel bir kadının yatak odası
Yürek durmadan...
İliştirilmiş yönetmen
"Sigaramın dumanını buzlasam, saklasam seni."
Balbay ile Soysal
Hayata ve ölüme dair
Mutluluk çubuğu
Şeyh Sadi'den öğütler
 
     
 
 
   
  Sezen Aksu      
 
Sezen Aksu’yla bir gece

Sezen Aksu’yla 23 Nisan gecesi NTV’de UNICEF’in “Anaokulu Ekliyoruz” kampanyası için iki saat canlı yayın yaptık... O gün 1 milyon YTL toplandı; sevindik, gururlandık.
Şöhretini kâh yeni yeteneklerin kâh Cumartesi Anneleri’nin kâh Hasankeyf’in kâh Allianoi’nin hizmetine sunan “UNICEF küçükelçisi”ne bir kez daha şapka çıkardık.
Sekiz yıl süren ve onu hayli hırpalayan hastalığı gömmüş, eski sağlığına, neşesine kavuşmuştu.
Ev sohbeti tadındaki söyleşinin ardından, iki kat yukarı çıkana dek 20 ayrı kişi ve grupla fotoğraf çektirdi Sezen...
10 dakika içinde rica üzerine birinin şiirini okudu; birinin şarkısını dinledi, bir konser davetini kibarca geri çevirdi.
Bir sanatçı arkadaşının sevgilisine evlenme teklif ettiğini öğrendi; hemen kızı arayıp tebrik etti.
Sonra da inanılmaz bir enerjiyle, (aç karnına) gece yarısı soluğu stüdyoda aldı; yeni albümü için çalışmaya daldı.
Davet üzerine ben de ona eşlik ettim. Bu albüm için Amerika’dan gelen Arto Tunçboyacıyan’la ve günde 19 saat çalışarak en düzgün sesleri yakalamaya çalışan teknisyen dostlarıyla tanıştım. Haziranda çıkacak “Deniz Yıldızı” albümünün ilk dinleyicilerinden biri olmanın ayrıcalığını tattım.
Çok açık etmeden, albümden tüyolar vermeye çalışacağım.

Aşktan çok hüzne yakın
Ondan yürek sızlatan hisli aşk şarkıları bekleyenler biraz hayal kırıklığına uğrayacaklar. Albümün yürek sızlatacağı kesin ama melankoliden değil kederden...
Sezen Aksu’nun yeryüzünde ve ülkesinde yaşananlardan damıtıp ciğerinden söktüğü, gözlerindeki kan çanağıyla suladığı bir albüm bu...
Mısralarında birkaç yıldır yaşadığımız kavgaların sancısı, yitirdiğimiz canların sızısı, başımıza gelenlerin tortusu var.
Vicdana yazılmış mektuplar bunlar; popüler sanatın kayıtsızlığını, suskunluğunu yarıyorlar.

“Son İstanbul Beyi”
Sezen iki hafta önce doğan yeğenini, alışkın olmadığımız kadar kişisel, otobiyografi tadında, masum mısralarla selamlıyor; selamlarken kendi çocukluğuna, çocuğuna göndermeler yapıyor.
Sonra bebeğin müjdesinden, katledilen bir dostun matemine geçiyor, “Güvercin”le Hrant’ı anımsıyor; “Bir daha uçar mı güvercin” diye sorarak sanki yalnız ona değil, yitirdiğimiz vicdanımıza ağıt yakıyor.
Dönüyor; unutulmaz “Yol Arkadaşı”nı anıyor; “Son İstanbul Beyi” Onno’ya sitem ediyor:
“Ben sana küsüm aslında / senin haberin yok...”

“İzmir’in Kızları”
Türkiye gibi; az güldüren, çokça hüzünlendiren bir albüm bu...
Gerçi arada bir “tak tak tak” ritim tutan bir Roman şarkısında ya da “Menajer”de, o bildiğimiz, uçuk, işveli Sezen oluyor. Bu yaz Çeşme’yi sallayacak “İzmir’in Kızları”nda fayton ve topuk tıkırtıları arasında Kordon’da etek uçuşturuyor.
Ama sonra “Beşik”le yeniden içe kapanıyor.
“Buraya bu acıyı çekmeye geldik / Hazdan kendimizden geçmeye geldik / Hayat iksirinden içmeye geldik / Geldik, gidiyoruz.”

Bizi affet Mehmet!
Fikrimi soruyor:
“Şarkılara dökülmüş bir belgesel olmuş” diyorum.
Albüme sinen hüznün nedenini şöyle anlatıyor:
“İnsanın yaşadığı dünyada, ülkesinde olanlara kayıtsız, sessiz kalması mümkün değil. TV’den, gazetelerden, ülkenin bugününden ne biriktiyse albüme de yansıdı tabii: İnsanın insanla kavgası, savaş, kan, gözyaşı...
Zaman içinde insan kendi merkezine uzaklaştıkça başkalarının acılarına karşı daha hassaslaşıyor. Gençlikte acı, başkalarının acısı ama yaş aldıkça onlar senin acın olmaya başlıyor.”
“Mehmet” o birikimin ürünlerinden biri... Karmaşık bir siyasi soruna, insanın penceresinden bakan bir feryat:
“Mehmet daha çok küçüksün Mehmet / Bilmiyorsun tabii neden bu sonsuz nöbet / O kadar vaktin olmadı zaten /  Ama sen ümit etmeye devam et.
Mehmet, küçücüksün Mehmet / İnsan soyu böyle en nihayet / Öteki desen beriki desen / Kendini de bizi de dünyayı da affet!” 

Ümitvar
Yine de Mazhar gibi “Benim hâlâ ümidim var” diyor Sezen:
“Burası vicdanlı bir coğrafya... Hiç umulmadık anda, insanın ümitlerini yeşertiveriyor.”
Bütün bu yaşananların, yılların suskunluğunu yeni yeni delmekten, konuşulamayan tabuları nihayet deşebilmekten, yani değişmekten, demokratikleşmekten olduğuna inanıyor:
“Daha yeni konuşmaya başladığımızdan önce dövüşüyoruz doğal olarak ama bunun arkasından ortak bir sağduyunun devreye gireceğine inanıyorum ben... Çünkü çelişki çözülmek içindir; üzerine oturup beklenmez. Buna zaten hayat izin vermez. Hayatın kusursuz bir programı var. O program karşısında insanoğlu direnemez. Ben umudumu kaybetmeyeceğim.”

NE DEDİ?

“Şöhretim bir işe yarasın istiyorum”

Neden röportaj vermiyor?
“İnsan şarkıcı kimliğiyle röportaja oturduğu zaman düello gibi bir karşılaşma oluyor. Karşı taraf haber çıkarmak istiyor; benim tarafımda oturan da kendini koruyup kollamak istiyor. İki taraf da gizli bir zeka yarışına girişiyor. Düşündüm; ‘O enerjiyi şarkıya türküye ayırırsam daha hayırlı olur memleket için’ dedim.”

Annesiyle özel bir an
“Geçen sene annemlerin yanındaki odada kalıyorum. Annem ‘Gel Sezencim, yanıma uzan’ dedi. Böyle şeylere alışkın değilim ben... Yanına uzandım annemin; sarıldı bana... ‘Sen çocukken okula gittikten sonra ben hep arkandan öpüp koklardım. Bize öyle öğretmişlerdi. O zamanlar yeteri kadar öpüp okşamadığım için hep çok üzülüyorum’ dedi. Şimdi şapur şupur rötar kapatıyoruz.”

Ünlü olmak
“Günümüzün iletişim koşullarında ünlü olmaktan daha kolay bir şey yok; ille bir şey üretmen gerekmiyor. Hayata bir değer katmadan da öyle gerine gerine dolaşabilirsin ömür boyu... Ama ne için ünlü olduğun, hayata ne anlam katabildiğin önemli... Popüler olmam bir işe yarasın istiyorum.”

Gazetecilere karşı açtığı davalar
“Ben yalana kızıyorum. Yıllarca kendine, kimliğine, duruşuna özen gösteren bir insana birileri gelip kılıç sallarsa buna kayıtsız kalmamak gerekir. Bundan her insan rahatsız olur ama şöhretli biri olunca, ‘Gülü seven dikenine katlanır’, ‘Sen herkese aitsin’ diyorlar. Öyle bir şey yok. ‘Ünlü olmanın bir bedeli vardır’ lafını icat edeni bilmiyorum ama ben katiyen o adamla aynı fikirde değilim. Ne suç işledim de ömür boyu gözaltında olmak gibi bir bedel ödüyorum? Buna ikna olmadığım için, kendi tavrımı korumaya gayret ediyorum.”

Politika
“Politikaya insani bir yerden bakıyorum. Dört dörtlük uzlaşacağım bir politik görüş bulsam, oradan söylerim söyleyeceğimi ama dört dörtlük uzlaşma olmadan işbirliği yaparsan suç ortağı olursun. ‘Öyle bir vicdani yükü kaldıramam’ diye düşündüğüm için direkt bir politik duruş sergilemiyorum. Hissettiğim ne varsa şarkılarımda söylüyorum. Konuşma dili benim uzmanlık alanım değil; sınırlarımı geçerim, iyi bir şey söyleyeceğim derken yanlış bir şey söylerim. Halbuki şarkı, günahıyla sevabıyla arkasında duracağım kendi dilim... ‘Ben yazdım kardeşim’ diyeceğim gazetem benim...”

“Herkesi oyasım var” sözü nereden çıktı?
“Sabah TV’de kadın programlarını seyrediyordum.
O kadar acayipti ki... Kocasını öldürmüş bir kadın, hapishaneden çıkmış ağlaya ağlaya anlatıyor. Programı sunan da ‘Amaaan biraz da keyifli şeylerden bahsedelim’ diyor; çakkıdı çakkıdı oynuyor. Kendimi de, herkesi de boğmak istedim seyrederken... Hem kendime hem sisteme bir gönderme var orada; bir söylenme, homurdanma hali...”

“Şiirimi oku, şarkımı dinle” diyenler
“Evet, o yönde çok talep geliyor; kendimi öldürmek istiyorum bazen... Üstelik herkes kendini tek zannediyor, oysa bütün ülkeden geliyor. Elimden geldiği kadar tavsiyede bulunuyorum, ıvırıp kıvırıyorum; işte ‘Şu okula git, burada biraz öğren’ falan diyorum; ne diyeyim, ‘Karga gibisin sen söyleme’ denmiyor; çok zor bir şey o...”

ALBÜMDEN BİR ŞİİR

Tanrının gözyaşları

Bu korkunç kuraklık
Boynu bükük buğday başakları
Bu çorak toprak, bu susuzluk
Tanrının kuruyan gözyaşları

Bir büyük gözaltı hayatımız
Ölü çocuklar coğrafyasında
Kayıp destanı hikayemiz
Melekler anaların dilsiz yasında

Bebeler ergen doğuyor
Ninniler kahramanlık masalları
Yaşayan bu kanlı haritada
Taşırken iki büklüm onca yası

Bu korkunç bataklık
Yutuyor körpe tomurcukları
Dört kitap yazıyor
Eşittir tanrının çocukları...

Bir günü nasıl geçer?

“Ben 24 saat çalışıyorum aslında... Sabah saat 6’da balıkçı karıları gibi erkenden kalkıyorum. İki saat gazeteleri ilan sayfalarına kadar okuyorum. Babamı arıyorum. O saatte bir tek o ayakta oluyor. Memleketi kurtarıyoruz.
Öğlene kadar okuyup yazıyorum. Herkes bestelerimi gece yapıyorum sanır. Çünkü müzisyenler genellikle gece çalışır, akşama kadar uyurlar. Oysa benim en verimli olduğum saatler sabah saatleri... Saat 9,5’ta stüdyodayım; cadı gibi gidiyorum oraya, ‘Ben şarkı söylemeye geldim’ diye...
Albüm olmadığı zamanlar da boş duramıyorum. Başkalarının albümleriyle uğraşıyorum. O da yoksa çiçek ekiyorum, avize şapkası yapıyorum, koltukların yerini değiştiriyorum, ayakkabı ya da takı yapıyorum ve tabii yüzüyorum; düzenli spor yapıyorum.”

 



 
  Gör. Say. : 3611 | Yayın Tarihi : 27.04.2008  
  | Son Güncelleme : 31.07.2010 - 00:32:54 | Şu an 79 kişi ile birliktesiniz | Hukuki Şartlar ve Gizlilik Hakları | webmaster |