26.Ağustos.2008.Salı
Veee başlıyoruz. Nihayet aylardır burada size sözünü edip durduğum filmden ilk parçayı yayınlıyoruz. Böylece filmimizin adının "Mustafa" olduğunu da öğrenmiş oluyorsunuz. Neden "Mustafa"? "Kemal" ve "Atatürk" onun sonradan edindiği isimler çünkü…
"Mustafa"da biz, onun en yalın haline ulaşmaya çalıştık. Onu sadece annesinin çağırdığı isimle hatırlamak ve hatırlatmak istedik. İzleyeceğiniz fragmanda Sarı Zeybek'in ünlü Dolmabahçe sahnelerinden birine atıf var. Bana bu kapıları açan ilk belgesele yollanmış bir demet çiçek sayabilirsiniz. Bu, aynı zamanda filmin de açılış sahnesi… Yandaki fotoğrafa tıklayarak fragmanı izleyebilirsiniz. * * * Karga kovalama sahnesine gelince… Hepimizin çocukluğundan beri dinleyegeldiği bu tanıdık öyküyü canlandırmak ve hep ders kitaplarında "kovaladığı kargalar"ı perdede görmek istedim. İronik… ama o dönem yaşadıklarının, Atatürk'ün kişiliğinde çok önemi var bence… Gerçekten kargaları kovaladığı Langaza'ya gittik sırf bu sahne için… Bahse konu tarlanın yakınlarında yaptık çekimi... Ve çocuğu da oradan bulduk: Adı Yorgo… Bir Yunanlı… Ve kendi halkına bir dönem düşman belletilen adamın çocukluğu rolünü büyük keyifle oynadı. Kargalara gelince… onlar Uğur Erbaş'ın can verdiği animasyon yaratıkları… * * *
Langaza'da karga sahnesi çekildikten sonra "Mustafa"ya tepede bir yere bir ev kurmamız gerekiyordu. Afişte göreceğiniz bu çalıçırpıdan ev, onun muhacirliğinin, "yurtsuzluğunun", yurt arayışının simgesiydi aslında… Sadece onun da değil: Koca bir imparatorluğu yitiren halkın, sıkıştığı küçücük yurdu da simgeleyecekti o çocuksu kulübe… Kulübeyi yapan çocuk da bir Makedonyalı… Alexandre… Onu da Manastır'da yemek yediğimiz restoranda tesadüfen "keşfettik". Saadet Özen, çocuğun ailesini bu role ikna etti. Tabii Alexandre kendisinin filmin ana kahramanı ve afiş yıldızı olacağını bilmiyordu. Doğrusu biz de bilmiyorduk. Ama onu kulübenin içinde gördüğüm an, "İşte afişimiz bu" dedim görüntü yönetmenimiz Murat'a… Ve hem fragmana hem afişe damgasını vuran harika bir görüntü çıktı ortaya… Yandaki fotoğrafa tıklayarak afişi büyütebilirsiniz. Aynı Alexandre, elinde çalı çırpılarla ev yapacağı tepeye tırmanırken, aynı zamanda Uğur Hoca marifetiyle, Dolmabahçe'deki tablonun içinden çıkıp gelen çocuk oldu. Goran'ın akordiyonu ona keyifle eşlik etti. Neyse bu kadar laf yeter; hala sabredip izlemediyseniz, şimdi artık izleyebilirsiniz. * * * Ben son bir şey söyleyip lafımı tamamlayayım ve sizin yorumlarınızı beklemeye koyulayım: Bugün siteye de aldığımız internet haberinde "Sabah"a transfere ilişkin dedikoduyu okumuşsunuzdur. Bir "yoklama" oldu; ama şu ara hem Milliyet'te hem NTV'de meslek hayatımın en huzurlu dönemini geçiriyorum. Hiçbir şey bu huzurdan daha değerli olamaz. O yüzden düşünmedim bile… Şimdi iyi seyirler size…
|
 |
|
|
|
 |
|