Ve bugün Marx'ın düşü gerçek oluyor. Tarihin akışını değiştiren 1917 Ekim Devrimi'nden yaklaşık 80 yıl sonra proleterya, bir başka Ekim Devrimi'ni Ankara'da sahneliyor. Onbinlerce emekçi, "üretimden gelen güçlerini kullanarak" ve "ağır ellerini toprağa basıp doğrularak" bir iktidarı deviriyorlar bugün...
Grevdeki işçilerin Kızılay'da söylediği devrim marşlarının sesi, 500 metre ötede Meclis'in camlarını sallıyor ve sallantıdan bir "azınlık" (Menşevik) iktidarı devriliyor.
Doğrusu, Çillerin bu sonuçtaki katkısı yadsınamaz. "önceki bütün iktidarlar, devleti güçlendirmişlerdir, oysa onu kırmak gerekir" diye yazan Marx'ın izinden giden Çiller, tüm iktidar dönemini devletin rolünü (tabii askeri güç dışında) asgariye indirmeye vakfetti. Marksist devlet öğretisini harfiyen uygulayarak "bürokratik makineyi yıkmak" için elinden geleni yaptı. Lenin'in "Devlet ve İhtila”de yakındığı, "parlamentarizm"den kurtulabilmek için Meclis'i devre dışı bıraktı.
Ve sonunda kendisi de Türkiye'nin "son sosyalist devlet" olduğunu ilan etti.
Tabii "Ekim Devrimi"ne asıl katkıyı, krizin olgunlaşmasını sağlamakla yaptı Çiller... Adeta devrimin koşullarını hazırlamak istercesine sefaleti yaygınlaştırdı, sınıf çelişkilerini keskinleştirdi. Sonunda sosyalist literatürde öngörüldüğü gibi, yoksulluk dayanılmaz hale gelince emekçiler için isyandan başka çıkar yol kalmadı.
1917 Rusya'sı da böyleydi....
Dizboyu sefalet; savaşın bunalttığı, yoksullaştırdığı ezilen sınıflar ve onların karşısında savaşın rantını yiyen, yeni zenginler... 1915 yazında Rusya'da grevler başladığında para öylesine değer yitirmişti ki, işçinin aldığı para, bir sefalet ücretine dönüşmüştü. 1915-1917 arası yaşanan bir dizi hükümet değişikliği de (o zaman da sosyal demokratlar diye bir sorun vardı) bunalımı azaltmamıştı. Lenin'in deyişiyle "egemen sınıflar için bir değişiklik yapmadan egemenliklerini sürdürmelerinin mümkün olmadığı nokta yaklaşıyor"du.
Sonunda bir Pazar günü, işçiler başkent Petersburg'da toplandılar. Zam taleplerinin reddini gerekçe göstererek greve gittiler. Greve 145 bin işçi katıldı. Şubat'ta başlayan bu gösterilerde Hükümet hedef haline geldi, işçiler, "Savaşa hayır" diyorlardı. Bunun üzerine asker ve polisle çatışmalar başaldı. Giderek iş, bir genel greve dönüştü. Şiddet başgösterince polis, işçinin üzerine ateş açtı. Askerler arada kaldılar ve kısa bir kararsızlıktan sonra devrimden yana tavır aldılar. Sonunda Çar'ın kışlık sarayı düştü ve Ekim Devrimi gerçek oldu.
Bugün de rüyasında kendini Çar kılığında görenler, "bir değişiklik yapmadan, egemenliklerini sürdürmenin artık mümkün olmadığını" görüyorlar, işçiye ve bürokrasiye söz geçmiyor. Devlet mekanizması, üzerine oturanı birkaç hamlede yere çalan yaralı bir rodeo boğasının öfkesiyle sürekli hükümet eskitiyor; lakin sürekli değişen hükümetlere rağmen bunalımları çözülemiyor.
Tabii Ankara'nın bu durumuna bakarak ortada bir "devrim durumu"nun olduğunu söylemek de pek mümkün değil. Çiller'in dediği gibi Türkiye gerçekten "son sosyalist devlet" ise ve o devlet de yıkılıyorsa, yerini neyin alacağını kestirmek bir hayli güç... Bu, biraz da güçler dengesine bağlı...
Devletin ekonomik gücünü küçültürken, askeri gücünü böylesine artırmak, "son sosyalist devlerin bir taktiği ise, isçilerin de küçülen ekonomik güçleri karşısında sol güçlerini öne çıkarmalarında yadırganacak bir durum yok. Onlar da grev ve gösteri kozunu kullanarak siyasete ağırlıklarını koyuyorlar.
Gelin görün ki, bugün Kızılay'da boygösterecek işçi de tabii Marx'ın Manifestosu'nda sözettiği "zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan" işçi değil...
Ankara'ya yürürken, Enternasyonal değil, "Çankaya'nın şişmanı" nakaratlı arabesk melodiler mırıldanıyorlar, işçi tulumlarının ceplerinde çekiç yerine, ithal yemek takımı kuponları taşıyorlar ve grev molalarında savaşın değil, Aşkın’la Taşkın'ın geleceğini konuşuyorlar.
Çiller, "yıkılsın son sosyalist devlet" diyerek devlete saldırırken, proletarya sosyalist sloganlarla devleti sahipleniyor, işverenler, işçiyle hükümetin arasını bulmaya çalışıyorlar. Lenin'in "hain" ilan ettiği "sosyal demoratlar", aşırı sağcılarla birlikte "Menşevik hükümete" destek veriyorlar. Türkeş, Türk-İş'i iknaya çabalıyor, işçiler Meclis'e yürümesin diye Hükümet, polisi meydana sürüyor. İşçi lideri yürüyüş izni için valiye gidiyor.
Proleterya, Ekim Devriminden 80 yıl sonra yeni bir Ekim Devrimi'ne işte böyle hazırlanıyor.
Erbakan, "Marx haklıymış" diye açıklama yapıyor.
Marx mezarında ters dönüyor ve Manifesto'yu yeniden yazıyor:
"Bütün ülkelerin proleterleri...ne bu haliniz..?
Kuponlarınızdan başka birşey yok mu kaybedeceğiniz..?”
|