| |
12 Kasım 2008 / Altemur Kılıç / Yeniçağ
İki Atatürk; iki belgesel Bu yıl 10 Kasım Atatürk’ün fazlaca tartışıldığı bir gün oldu ve anlaşılan bu tartışmalar devam edecek. Birisi , “Hangi Atatürk?” diye, guya Atatürk’ün çeşitli olduğu yolunda ahkâm kesmişti! Gazi Mustafa Kemal hakikaten, “mevsimlik” değil, “Gazi”, “Mustafa”, “Kemal” ve “Atatürk” her mevsimde ve halde bir “ TEK ADAM” dı! Atatürk’ün büyüklüğü, dehası, eserleri dünyada artık tartışılmıyor ama nedense, Türkiye’de tartışılıyor, sağdan soldan hırpalanmaya çalışılıyor. Bu yıl “O” nun daha fazla tartışılması faydalı oldu, zira Atatürk tartışıldıkça ve saldırıldıkça, daha da büyüyor.
Mustafa mı, Atatürk mü? Bu yıl tartışmaların odağı, Can Dündar’ın “Mustafa” drama-belgeseli. Bu belgesel film hakkındaki düşüncelerimi daha önce yazdım. Filmde Atatürk’ü gördükçe, eşimle birlikte çok heyecanlandık, duygulandık! Ama ikinci kez salim kafayla seyredip, tepkileri ve gerekçelerini, beğenenlerin de kimler olduğunu gördükçe, belgeseli bir daha değerlendirmem gerekti! Can Dündar gücenmesin, filmin genel yapısında “kast” diyemeyeceğim ama, ihmal ve bir nevi dengesizlik var gibi! Filmin adının “Mustafa” olması bir “hoşluk” mu, yoksa çocukken yaşadıklarının, travmalarının, “insan” Atatürk’ün zaaflarını göstermek için mi? Kısacası “insan” Mustafa biraz yanlış vurgulanırken, Atatürk’ün dehasına ve eserlerine daha az önem ve yer verilmiş! Can, belgesele bilhassa “tanık” almamış; bir yapım tercihi! Ancak, böyle bir film yapılırken, “O” nu tanımış, civarında bulunmuş ve nesilleri tükenmekte olan kişilerin tanıklıklarından, kamera karşısında değil, bilgi ve anılarından da yararlanması gerekirdi diye düşünüyorum! Ama mesela, Can bizim davetimize rağmen, bırakın bizim yakın tanıklığımızı, mesela, İsmet Paşa’nın kızı Özden ve sevgili Ülkü’yü de dinlemek gereğini görmemiş! “Vaktim olmadı” demesi, bence tutarlı bir mazeret değil! Böyle belgeseller yapanlar, neredeyse ölüleri bile diriltmeye, tanık göstermeye çalışırlar. Can Dündar acaba; “Ben Atatürk ve ’insan’tarafları, fakat çoğunlukla, ’zaafları’hakkında hükmümü peşinen verdim; gerçeklerle kafamı karıştırmayın” demek mi, istedi? Film konusundaki tartışmalar, son tahlilde faydalı; çocukların ve gençlerin kafalarını karıştırsa bile, bu vesileyle, kimin kim olduğunu, Atatürk’ü gerçekten sevenlerle, “O” nu yanlış yorumlayanlar arasındaki fark anlaşılmış oldu! Bir şey daha var; belgeselde Atatürk’ün kendi heykellerini diktirdiği iddia ediliyor. Yanlış; İtalyan heykeltıraş Cannonica’yı kendisi davet etmedi; İsmet Paşa Hükümeti davet etti! Ancak, Mustafa Kemal fotoğrafçı John Weimberg’i çağırdı ve eski “kalpaklı-bıyıklı” imajının yerini alacak, fraklı fotoğrafını, bilhassa devrimini simgelemek için çektirdi! O’nun büyüklüğü şu ki, artık “kalpaklı Mustafa Kemal” le “Fraklı Atatürk” milletin indinde birlikte! Çocuk “Mustafa” değil, “Büyük” Gazi Mustafa Kemal var! Ve “O” yıkılamayacak!
Diğer belgesel Televizyonlarda dün, birçok ve her yılkinden fazla Atatürk belgeseli ve tartışma programları vardı. TRT ’de Nuran Bayer’in yaptığı, Mustafa Kemal’den Atatürk’e belgeseli gösterildi. Can Dündar’ın, çocuk “Mustafa” ya odaklanmış “insan” ağırlıklı fantezisine kıyasla gerçekçi, gerçeklere dayanan, drama tarafı az, belgeleri çok bir eserdi! Bunları “Mustafa” belgeselinde, benim ve eşimin, diğer Atatürk’ü yakından tanımış olan, mesela, küçük Ülkü ( Ülkü Hanımefendinin) ve Özden Toker’in tanıklıklarımıza yer verilmediği için, kızdığımdan yazmıyorum... “Fantezi” ile “gerçek” arasındaki fark, burada!
* * * * *
1 Kasım 2008 / Altemur Kılıç / Yeniçağ
"Mustafa" mı? "Atatürk" mü? Can Dündar’ın “Mustafa” drama-belgeseli tahmin ettiğim gibi tartışmalara yol açtı. Bence bu tartışmalar, bir yerde, hem kaçınılmaz, hem de faydalı. Başta kimin nerede olduğunun, “Mustafa Kemal’in” kimler tarafından, nasıl anlaşıldığını veya anlaşılamadığını göstermesi bakımından faydalı. Bana gelen tepkilerde, benim işaret ettiğim, kasıtlı olduğuna inanmak istemediğim hatalı, eksik bilgilerden başka, ince noktalara dokunuyorlar filmi görenler! Ben tekrar ediyorum: Belgeseli genellikle beğendim... “Paradoks” olacak, ama bu tartışmalardan ortaya çıkacak olan sonuç Mustafa Kemal Atatürk gerçeğine daha yaklaşmamız ve o büyük adamı daha da iyi anlamamıza vesile olur, diye düşünüyorum!
Mesaj Bence bu filmin asıl mesajı, Dündar’ın asıl maksadı olmasa da, “nerelerden nereye geldiğimiz” ve TC’nin kurulması. Belgeseldeki tarihi olaylar, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, halkın mücadeleleri, devrimlerin neler pahasına yapıldığını gösterdi. Şimdi bazı “aydınlar”, bunları inkâr edemeseler de, olayı, tiynet ve zihniyetlerine göre yorumluyorlar. Hatta “Mustafa Kemal olmasaydı mücadele gene yapılırdı” demeye getiriyorlar! Ve de, “Artık o devirler geçti” diye, “İkinci Cumhuriyet” hazırlıkları yapıyorlar! Belgeselde dramatik olarak belirtildiği gibi, Atatürk Cumhuriyet’i kolay kurmadı! Bu kadar kan ve gözyaşı şehit pahasına kurulan ve Atatürk’ün, “ilelebet payidar olacağına inandığı Türkiye Cumhuriyeti, şimdi oy çoğunluğu istibdadına feda mı edilecek, “demokrasi tramvayı” tarafından çiğnenecek mi? İşte asıl mesele budur!
Frak ve kalpak 1970’lerde ” Kalpaklı Gazi “ ile ” Fraklı Atatürk “ü ayırmak istediler! Bir okuyucum soruyor, neden “Atatürk” değil de “Mustafa” diye! Can Dündar’ı tenzih ederim ve bunda kasıt olmadığına inanıyorum. Can, muhtemelen farklı olsun, ilgi çeksin diye belgeselin adını ” Mustafa “ koymuştur!
Madam Corine Ve Madam Corine, ona yazdığı mektup ve Madamın duygusal cevapları... Madam Corine’in Mustafa Kemal’e yazdığı bir mektubu, yaveri, amcam Muzaffer Kılıç’ın evrakı arasında bulmuştum. Madam Corine, o mektubunda mealen, ” Mon Generale, tablonuz duvarımda. Size Bolşevik diyorlar, ama ben inanmıyorum “ diyor. Sırası gelmişken belgeselde, Kurtuluş Savaşı esnasında, Lenin’den yardım istemiş olması da bazıları tarafından “Mustafa Kemal de Bolşevik olmayı düşünüyordu” diye tefsir edilir! Ama sonra anlaşıldı ki, asla böyle bir düşüncesi yoktu!
Turkcell olayı “Turkcell “in” Mustafa”nın sponsorluğundan çekilmesi beni rahatsız etmişti, çünkü servis verdiği kütle içindeki bazı kesimleri rahatsız etmek endişesiyle böyle bir karar verdiğini sanmıştım! Hatta aboneliğimi iptal edecektim! Ancak şirketin açıklamasından anlaşılıyor ki Turkcell’in endişesi aksine, başkaymış!.. Açıklamada, özetle deniyor ki: ” Filmin beklentimiz yönünde Atatürk’ün liderliğini, dehasını ve kahramanlığını dünyaya tanıtmaktan çok, Atatürk’ün özel hayatına odaklanan bir film olduğunu görünce projede yer almayı tercih etmedik. Gerçekten de, Can Dündar’ın belgeseli “insan Atatürk” odaklı ve bunun için de, özel hayatına ağırlık veren bir film! Turkcell yönetimi haklı, böyle tartışmalara konu olacak bir filmin, geniş müşteri tabanında bazı kesimlerin tepkisini çekmesi ihtımali vardı. Nitekim tepkiler de bunu doğruladı... Kısacası, Can Dündar da, Turkcell de kendi açılarından çok haklı! Anlaşılıyor ki, bu tartışmalar burada bitmeyecek! Ve umulur ki sonunda hakikat çıkar!
* * * * *
31 Ekim 2008 / Altemur Kılıç / Yeniçağ
'Mustafa' ile doğmak... 'Gazi Mustafa Kemal'le yaşamak... 'Atatürk'le' ölmek! Eşim Güzide ile, Can Dündar’ın “Mustafa”, “Atatürk Dramatik Belgeseli” ni seyretmeye giderken doğrusu, biraz endişeliydik. Gerçi Can Dündar’ın, Atatürk konusunda “canının-gönlünün” doğru yerde olduğunu ve başarılı bir belgesel yapımcısı olduğunu biliyorduk... Eşim ve ben, onu yakından tanımak, hatta ben, Florya’da ondan bir tokat, eşim de O’nun ellerinden dondurma yemek mazhariyetine nail olmuştuk...1919’dan 1938 10 Kasım’ına kadar yanından hiç ayrılmayan, son dakikasında da başında bulunan Babam Kılıç Ali’nin, bize anlattıklarından, bire bir bildiklerimiz vardı. Acaba, sevgili Can bunları yansıtacak mıydı, yoksa klasik bir film mi yapmıştı? O da bir liberal olarak bazı konuları, yanlış mı yorumlamıştı? Atatürk hakkında, son zamanlarda o kadar pespaye dedikodular yapıldı, yazılar yazıldı ki, belgesel, dedikoduları dağıtabilir veya, körükleyebilirdi! Hemen söyleyeyim; eşim ve ben salondan ağlayarak çıktık. Atatürk, bizim gibiler için bir “ilahtı” ama, her yönüyle “insan”, büyük bir “insan” dı... Fakat hatasız kul, tenkit edilmeyecek eser olmaz. Atatürk’ün hayatına, hemen ikinci elden de olsa, tanıklık etmiş ve nesli tükenmekte olan kişilerden biri olarak, bu hataları belirtmek zorundayım... Önce şunu söyleyeyim; “Mustafa” drama-belgeseli, kaçınılmaz olarak, “insan Atatürk” hakkındaki tartışmalara-dedikodulara ivme kazandıracak ve aynı zamanda da, asıl büyük taraflarını vurguladığı için de, tartışmalara yol açacaktı ve açtı da... Lafı fazla dolandırmadan gördüğüm hataları belirteyim: 1- Mustafa belgeselinde adeta ana tema olarak gösterildiği gibi Mustafa Kemal “yalnız ve yalnızlıktan kahrolan” bir adam değildi.. Ama “Tek” adamdı! Aile kurmak tecrübesi hüsranla sona erdikten sonra yalnızlığa boğulmadı. Çocuk hasreti çekti. Ve etrafında dalkavuklar, korumalar değil hayatlarını O’nun için feda etmeye hazır, arkadaşları vardı. 2- Mustafa Kemal de etten kemikten yaratılmış bir “insandı”. Kadınları severdi. Bir kaç kere aşık olmuştu. Evet çok içki içti ve o yüzden de erken öldü ama “alkolik”, içki içmeyince elleri titreyen ve bunalıma giren bir kişi değildi. Atatürk babama bunun sebebini şöyle anlatmış; “Kafam o kadar işliyor ki, rakı içmekle teskin olmak ihtiyacındayım”... 3- Kürt konusu filmde biraz muğlak bırakılmış; Atatürk’ün adeta Kürtlere özerklik verilmesini, eyalet sistemini istediği gibi bir izlenim bırakıyor. Sonu getirilmemiş. Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşından sonra, Kürt vatandaşların bu mücadeledeki yadsınamaz ortaklıklarından ötürü, yeni devlette ortaklık verilmesini düşündüğü doğru da, sonra Şeyh Sait isyanıyla başlayan ve yabancıların tahrik ettikleri bir dizi başkaldırılar üzerine çözümü, “entegrasyonda”, Cumhuriyetin temel tılsımını da “Ne Mutlu Türküm diyene” inancında bulduğu, nihai hakikat. Sevgili Can’ın belgeselinde, Cumhuriyetin 10. Yıl Nutkunun sonunda da Atatürk’ün sesi titreyerek söylediği bu cümleye, neden yer vermediğini doğrusu pek anlayamadım! 4- Belgeselde, mâlum çevreler tarafından eskiden olduğu gibi istismar edilecek bir konu var: Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışının ve Milli Mücadeleyi başlatışının arkasında Sultan Vahdettin olduğu iddiası. Vahdetin’in şu sözleri yer alıyor sonrası muğlak bırakılıyor: “Paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi tarihe geçmiştir. Bunları unut. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, paşa devleti kurtarabilirsin.” Doğru; Zayıf bir adam olan Padişah o sırada belki hakikaten öyle düşünmüştü ama sonra İngiliz komiserinin baskısı altında Mustafa Kemal’i azletmiş ve divanı harbe vermiş, üzerine bir de hilafet ordusunu sevk etmişti. 5- Belgeselde ima edildiği gibi Atatürk, kendisi heykellerini diktirmedi. O heykelleri millet diktirdi ve millet O’nun resimlerini evlerinin duvarlarına kendiliğinden astı ve asıyor... Belgeselde bu hatalara karşı, Mustafa Kemal hakkında pek bilinmeyen bazı hususlara yer verilmiş... İyi Fransızca bildiği ve yazdığı, çok okuduğu ve tabii ileri görüşlülüğü. Mustafa Kemal ne yapmak istediğini çok önceden tasarlamış ve Mazhar Müfit Beye 5 hedef olarak yazdırmış ve hepsini de gerçekleştirmiş...
* * * * *
|
|