14 Kasım 2008 / Yurtsan Atakan / Hürriyet
İçki insani yanı da kuru fasulye değil mi
Masum belgeselci Can Dündar, "Mustafa"yı seyretmeden eleştirenlere sitem etmiş.
Ne yani, o dönem ödevi bozması filmi eleştirmek için bir de filmine bilet alıp, Can Dündar’a para kazandırmak şart mı?
Bir film, hakkında onca şey yazıldıysa pekala seyredilmeden de eleştirilebilir. Sinematografisi, kurgusu gibi sanatsal özelliklerini eleştiremezsiniz seyretmeden tabii ama hakkında güvendiğiniz imzalarca yazılanlardan yola çıkarak içeriğini ve konusunu eleştirebilirsiniz.
Vakit Gazetesi yazarı 78 yaşındaki Hüseyin Üzmez’in 14 yaşındaki bir kızı taciz etmesini eleştirmek için, taciz anlarını seyretmemiz mi gerekiyordu da; Dündar’ın filmini eleştirmek için Atatürk’ün itibarına yönelik tacizini illa seyretmemiz gereksin?
Atatürk’ü gönülden sevdiğinden kuşkum olmayanlardan bazı isimler, filmi masum bulduklarını, filmi seyrettikten sonra Atatürk’ün kalplerindeki yerinin değişmediğini söylüyorlar. Atatürk’ü anlayanlar, bilenler için sorun yok tabii. Atatürk’ün onların kalbinde edindiği yerin, kalitesiz bir belgeselle sarsılacak hali yok ya. Sorun belgeselin Atatürk’ü, onu sadece heykellerden, sınıflara asılı tablolardan ve basmakalıp ders kitaplarından tanıyan, yani hiç tanımayan yeni nesillere nasıl tanıtacağında...
Kimse kusura bakmasın, Atatürk’ün insani yanını göstereceğim diye sadece içki ve sigara içmesini gösteren Can Dündar’da art niyet arayanları art niyetli olmakla suçlamak hiç de makul değil.
Atakan ailesinin ikinci nesil büyüklerinden Mustafa Atakan, soyadımız "Atakan"ı Atatürk’ün sofrasında Atatürk’ün önerisiyle alan Rahmi dedemden bizzat dinlemiş... Geçen haftaki yazımdan sonra telefonda aktardı.
Amcası, dedem Rahmi Atakan Ankara Halk Evi’nin kurucu müdürlüğünü yaptığı yıllarda, Atatürk sık sık ziyaret ettiği Ankara Halk Evi’nde zaman zaman yemek de yermiş. Bu ziyaretlerinden birine gelmeden önce dedemi arayıp, "Rahmi, bugün ne yemek var?" diye sormuş. Dedem günün yemeklerini sayınca, "Kuru fasulye yoksa yemekten sonra geleyim" demiş.
Dedem "Paşam hemen yaptırayım" deyince de, "Yok, israfa gerek yok, bugün ne piştiyse o tüketilsin. Sen beni ne gün kuru fasulye pişirilirse o gün ararsın" cevabını vermiş.
Dedem Rahmi Atakan o günden sonra kuru fasulyeyi günün mönüsüne sık sık koymaya başlamış ve her seferinde de Atatürk’ü haberdar etmeyi ihmal etmemiş. Atatürk de Ankara Halk Evi’nde çok daha sık yemek yer olmuş.
Atatürk’ün kuru fasulyeye olan düşkünlüğü, içki sofraları kadar bilinen bir gerçek. Can Dündar Atatürk’ün her akşam içtiği bir, iki kadeh içkiyi ve tellendirdiği sigarayı insani yanlarını vurgulamak için kullanıyor da, dayanamadığı kuru fasulyeyi neden bu denli vurgulamıyor filminde acaba? Kuru fasulyeyi önemsiz bir ayrıntı, içkiyi başrol sanatçısı yapan özellikleri neler?
Atatürk’ün insani yanı, içki, sigara ve Can Dündar’ın amatör psikanaliz bilgisiyle, hokkabaz numarası gibi şapkasından çıkartıverdiği yalnızlığı ile kindarlığından mı ibaret?
* * * * *
5 Kasım 2008 / Yurtsan Atakan / Hürriyet
Atatürk’ün içki sofrasının kurbanıyım
Romantik belgeselcinin ve şakşakçılarının Atatürk’e yaptıkları sarhoş yakıştırmasına bakılırsa, soyadımın Atakan değil Peker olması gerekiyor.
Yıllarca boşuna övünmüşüm demek ki, soyadımızın bizzat Atatürk tarafından sofrada verilmiş olmasından. O akşam yemeğinde Atatürk, Recep Peker’in de soyadını vermiş. Can Dündar, her gece bir şişe rakı deviriyordu dediğine göre Atatürk o akşam da zil zurna sarhoş olmalı. Ve o sırada Ankara Halkevi Müdürü olan eski silah arkadaşı dedem Rahmi Bey’le, diktatörlük eğilimleri olan dönemin CHP Genel Sekreteri Recep Bey’i karıştırmış; Recep Bey’e uygun gördüğü Atakan soyadını dedeme, dedem Rahmi Bey’e uygun gödüğü Peker soyadını genel sekreterine vermiş olmalı yanlışlıkla.
Bu kuşkumun başka dayanakları da var tabii.
Kurtuluş Savaşı’nda tek kurşun atılmamış, tek bir şehit vermemişiz, tek bir neferimiz yaralanmamış. Ortalıkta dolaşmaya başlayan son model anti-efsaneyi yayanlar aynen böyle diyorlar.
Geçenlerde bir tanıdığım, ayaküstü sohetimizde söyledi de ondan duydum. Dedemin Kurtuluş Savaşı Gazisi olduğunu öğrenince de, "Bizim kendi kendimize attığımız kurşunlarla yaralanmıştır, gerisini de sonra anlatırım" deyip uzaklaştı.
Romantik belgeselci Can Dündar’ın Atatürk’ü sarhoş bir korkak gösteren "Mustafa" filmi tam da 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda piyasaya sürülünce içime kurt düşmesinin bir nedeni de bu anti-efsane.
Düşünsenize, ayyaş ve korkak Atatürk’ün baş komutanlığında zaferden zafere nasıl koşmuş olabiliriz ki? Can Bey’in savları doğruysa, Kurtuluş Savaşı gazilerinin, şehitlerinin aslında birbirlerini vuran gafiller olduğu iddiası da anlam kazanıyor.
Atatürk’ün silah arkadaşı ve Ankara Halkevi’nin kurucu müdürü dedem Rahmi Atakan da yanlış biliyordu herhalde. Ya babama, iki ablasına ve onların amca oğullarına her şeyi yanlış anlatmış olmalıydı ya da hem babam, hem halalarım, hem de amca oğulları her şeyi bize yanlış aktarmış olmalılardı.
"Mustafa’yı yaşayan tanıkların anlattıklarına değil yazılı belgelere dayanarak çektik" diye övünen romantik belgeselcimize mi inanayım, soyadlarının rakı sofrasına meze edildiği ortaya çıkan aile büyüklerimden aktarılanlara mı?
Belgeselcilerin birincil belgesi olan yaşayan tanıkların ifadeleri hálá orada karşısında dururken, tarihçilerin malzemesi olan yazılı belgeleri, tarihçi yetkinliği olmadan yalap şap okuyan koca yazar kasa belgeselcisinin iddiasına karşı çıkacak halim yok ya! Demek ki soyadım Atakan değil Peker olmalı. Dedem de Gazi filan değilmiş meğer. Ondan miras kalan İstiklal Madalyası’nı Can Dündar’a göndereceğim. Kokteyllerde göğsüne takıp dolaşsın. Yeni sponsorlar bulmasına katkısı olur.
* * * * *
|