29 Kasım 2008 / Ferhat Kentel / Agos
Tazelenen sembol: 'Mustafa'
'Mustafa' filmini görmeden önce, sağdan soldan edindiğim izlenimler epey farklılıklar taşıyordu. Mesela, televizyonda filmin ilk gösteriminden çıkanlarla yapılan röportajları izlediğimde, ilk önce "Eyvah, Atatürk zaten Tanrı katındaydı, Mustafa'yı da Tanrı katına çıkarttılar anlaşılan..." diye geçirmiştim aklımdan. Çünkü televizyonda gördüğüm, huşu içinde filmden çıkanlar "Bu filmi herkese seyrettirmek, bir kere daha, on kere daha seyrettirmek lazım! Çocuklarımıza her gün seyrettirmek lazım!" gibi bir şeyler söylüyordu. Ancak, başka röportajlar da vardı... Mesela genç bir manken kadının "Onunla birlikte olmak isterdim..." dedikten hemen sonra, cümlesinin nerelere gideceğini fark edip "Yani, şey... Onun döneminde yaşamak isterdim" diye düzelterek dile getirdiği özdeşleşmeyi ve hayranlığı duyunca, devletle birlikte var olan bir kurucu baba figürü yerine, insanlık hallerine denk düşen ve neredeyse bir sevgili figürünün işlenmiş olabileceğini bile düşündüm. Filmde Atatürk'e hakaret edildiğini iddia edip Can Dündar'a dava açan ulusalcıları, Kemalistleri falan duyunca, "Film Atatürk'ün Tanrı katından indirip, normal insan olarak kabul etmemiz gerektiğine dair ciddi ciddi bir mesaj kaygısı taşıyor herhalde ki, makbul vatandaşlık abidesi bu insanlar bu kadar tepki gösteriyorlar" diye düşündüm. Yani, ciddi şekilde farklı bir 'Mustafa' Atatürk algısı söz konusu olabilirdi. Neyse, oturduğum yerden analizatörlük yapmak yerine, kafa karışıklığımı çözmek için harekete geçtim ve filmi izledim. Evet, filmin yarattığı iki etkinin de kaynaklarını bulmak mümkün Can Dündar'ın 'belgesel'inde... Bir yandan, uzun ve zorlu bir güzergâhtan geçip, "bugünkü Türkiye'yi kuran", "mevcudiyetimizi borçlu olduğumuz" bir "kutsal ve büyük insan" söz konusu... Yani, "insan" ama "herkesten farklı" bir insan... Hayran olmamak mümkün değil... Hele Atatürk'ün Dolmabahçe'deki son günlerinde, askeri okul öğrencilerinin denizden ona marşlarla saygı ve sevgilerini ilettiklerini dış sesle anlatan sahnedeki sinema efektiyle tüylerin ürpermemesi, onun hissedilmemesi mümkün değil... Ancak diğer yandan, filmden ciddi bir şekilde rahatsızlık duyanları da anlamak mümkün. Onların filmden nefret etmesi için de yeteri kadar işaret var. Filmde sunulan 'Mustafa' Atatürk o kadar çok 'insan' ve o kadar çok zayıflığa sahip ki, insanın bazen acıma duyguları bile kabarıyor... Kadınlarla, arkadaşlarıyla ilişkileri, yalnızlıkları... Ya da Batı ile bu kadar çok özdeşleşmiş, "bir darbede" toplumu dönüştürmeyi, "yeni bir sosyete" kurmayı kafasına koymuş, yani aslında dönüştürmeye çalıştığı topluma, filmde de vurgulandığı gibi, bir "diktatör" gibi bakan bir lider söz konusu... Ama aynı lider, bir kıyafet balosunda, Batılıların karşısına Yeniçeri kıyafetiyle çıkıp, yok olmuş ve kendisinin de reddettiği bir 'eski'yle de özdeşleşebiliyor... Böyle bir lider, dünyanın başka yerlerinde de rastlanabilecek, hatta kendisinden öncekilerle de karşılaştırılabilecek bir profil çiziyor. Yani Abdülhamit'in, İttihat ve Terakki'nin, hatta daha öncesinden 2. Mahmut'un Batı'yla başa çıkabilmek ve yarışabilmek için, bir yandan taklit ve öykünme, diğer yandan korunması gereken 'onurlu bir öz' varsayımı arasındaki gidiş gelişleri düşünüldüğünde, Atatürk de orijinal biri olmaktan çıkıyor. Ve bu, mükemmel Tanrı-insanın yıkılması demek... İşte "Mustafa" filmi seyircinin yalpalamasını haklı çıkaracak bir ürüne tekabül ediyor. Filmle üretilen Atatürk imajı nedeniyle, ulusalcılar kendi Atatürklerini yeniden üretmek zorundalar; onların bu Atatürk içinde yaşamaları mümkün değil. Ama gene aynı film sayesinde, Atatürk başka kesimlerde ikinci bir hayat buluyor. Bu haliyle, bundan sonraki tüm zamanlar için Atatürk'ü nasıl anlamamız gerektiği konusunda yenilenmiş bir otorite arayışına, yeni bir merkezi referans inşasına ve Atatürk'e ilişkin tabumuzun artık biçimini değiştirecek, onu yeryüzüne indirecek bir ihtiyaca tekabül ediyor. Bu arada filmin dışında da tabii ki başka Atatürkler de var. Mesela birçok ilkokul çocuğunun kafasındaki Atatürk... Allah ile karıştırılan bir Atatürk...
* * * * *
|