Açık sularda maceralı bir yolculuktan sonra Ada'ya dönmekten çok mutluyum. Dönüşte posta kutumda bir tüketici mektubu buldum. Aynen yayınlıyorum.
* * *
"Sayın yetkili, Herhalde yıllar yılı aldığı malın bozuk çıkmasından yakınan pek çok tüketiciden mektup almışsınızdır. Ancak benim derdim biraz değişik... Ben 90'ların başında kendi halinde bir seçmendim. Seçim dönemi yaklaşınca -son dönemde yapılan her seçimde olduğu gibi- yine reklam şirketleri kampanyaya elkoydular. Ben onların gözünde sıradan bir "tüketici" idim. Pazarladıkları liderleri de bir "ürün" gibi görüyor ve "Siyasetçi de bizim için herhangi bir maldan farksızdır. Aynı yöntemlerle pazarlanır" diyorlardı. Uzatmayayım; o yıllar malumunuz değişim lafı pek modaydı. Duvarlar filan yıkılıyor, insanlar da "değişime ayak uydurabilenler" ve "uyduramayanlar" diye ikiye ayrılıyorlardı. Ben de yüzer-gezer oy sahibi bir seçmen olarak değişimden nasibini almış, yeni, güleryüzlü bir lider arayışındaydım. Ortalıkta bu tanıma uyan lider yok gibiydi. Ama seçim yaklaştıkça pazarlanan liderlerden birinin benim aradığım özellikleri taşıdığı söylenir oldu. "O tam anlamıyla değişimin simgesiydi." Yenilenmişti. Özel fotoğrafçısına evini açıyor, eşiyle birlikte gülümseyerek resim çektiriyor, kısa kollu rengarenk tişörtlerle pozlar veriyordu. Aslında eskiden tanıdığım bir lidere benzetiyordum ama, o, kravatsız banyoya bile gitmez, eşini hiç ortalığa çıkarmaz, köylü üslubuyla muhafazakar konuşurdu. Oysa "yeni lider" kentli gibi konuşuyor, konuşunca da sürekli olarak demokrasiden, insan haklarından, camdan yapılmış karakol duvarlarından sözediyordu. Galiba seçim sloganlarını üretenler O'nun 1968'de yollardan toplanıp içeri tıktırdığı gençlerdi. Ya O'nun değiştiğine gerçekten inanmışlar, ya da "müşteri her zaman haklıdır" mantığıyla o nasıl bir imaj istiyorsa, buna uygun bir elbise dikmişlerdi. Kampanyanın sonunda içimden "evet" dedim. "İşte değişimi temsil eden lider bu..." Reklam şirketi beni inandırmıştı. Oyumu, değişen lidere verdim.
* * *
Seçimi kazanmıştı. Fakat heyhat!.. Aradan bir süre geçince bir de ne göreyim. Bana "yeni" diye pazarlanan liderin yaldızı dökülmeye başlamasın mı? Ne o renkli tişörtler kaldı ortada, ne eşiyle elele fotoğraflar, ne insan hakları, ne camdan karakol duvarları... Tersine, benim eskiden tanır gibi olduğum tutucu adam çıkıp gelmişti adeta... Her aldatılan tüketici gibi ben de hemen telefona sarılıp ilgili partiyi aradım tabii ki... "Defolu çıkan ürünü değiştirmek istediğimi" söyledim. Telefona çıkan zat, "O şahsın partiyle ilgisinin kalmadığın ve kendisini seçimle değiştirmenin de artık mümkün olmadığını söyledi. "Nasıl olur, bana 'memnun kalmazsanız gelecek seçimde değiştirirsiniz' demişlerdi" diyecek oldum, telefon yüzüme kapandı. Sinirlenip, oy verdiğim lidere telefon ettim. Bağlamadılar. Şikayetimi anlatınca da "Bu tür çok şikayet alıyoruz. Ama değiştirmeniz mümkün değil. Çünkü dün dündü, bugün bugündür" dediler. Kan beynime çıkmıştı. Hemen bana eski lideri yeni diye satan reklam şirketini aradım. "Bana o sloganları yazanları bağlayın" dedim. Meğer onlar tekrar içeri tıkılmışlar. Şirket yetkililerini sordum. Sekreter kız, "Onlar gelecek seçimde eski bir lideri yeni diye pazarlamak üzere renkli gömlek almaya gittiler" dedi. Sayın yetkililer, şimdi lütfen söyleyin, ben derdimi kime anlatayım? Açıkça kandırıldım. Eski lideri yeni diye aldım. Değiştirsen değiştirmiyorlar, "Değiş" diyorsun, değişmiyor. Şimdi buradan tüm tüketicileri uyarmak istiyorum. Bugünlerde yine eski modeller yeni diye piyasaya sürülüyor. Aman kardeşler, bu kez oyuna gelmeyelim. Son kullanma tarihine bakmadan, oy vermeyelim. Bir dost"
|
 |
|
|
|
 |
|