"22 yıldır dayak yiyorum"
Adrasan'da adalet
Aleksiyu'ya söylenen şarkı
Ali Kırca'ya "Geçmiş olsun" derken...
Altta kalacak cinsten değildir
Amerikan gözlüğü
Anıtkabir gölgeleniyor mu?
Ankara'da eğlenmek de zor iki gözüm...
Anlatamadık
Apo'nun yıllığı ve Mülkiye'nin alınganlığı
Aradaki adam
Aşkta terörizm
"Ata'ya küfür davası" bugün YÖK'te
Avrupa'yla Zana Krizi
Azraille randevu
Balıkçı
Batı duyguyu arıyor
Batı kavşağında
Batman'dan bir çığlık
Bayram şekeri
Ben de bıraktım Fener'i..!
Bence Akbulut!
Beyaz geceler
Bilme hakkı
Bir kriz nasıl çözüldü?
Bir milyonerle evlenmek için yarışır mıydınız?
'Bırakın oynasınlar!'
Bu akşam ölmesen?
Cezaevlerine dikkat!
Çevik 1 için 2 iddia
Çok affedersiniz!
"Dayak yiyorsanız, saklamayın, anlatın!"
Denizaltında cehennem saatleri
Deprem kuşağı
Derin sessizlik
Devrim mi hadi canım!
Dikkat! Kritik 2 aya girdik
Dirhemle yılbaşı
Dışardan bakınca...
Doğu'da son durum
Ecevit bağırıyordu: "Beni de vurun kalleşler"
Ecevit çekilebilir
Ecevit hayallerinin diyarında
Ecevit'i kurtaran albay
Ecevit'e ne oldu?
Ecevit'in adayı Kumcuoğlu mu?
El ense
X Eski bayram kokuları...
Eylül'ün 12'si...
"Ez gelek heşte dıkım"
Farklılığı kucaklamak
8 Fıkralarla Demirel tarihi
Gelecek ay cezaevleri doluyor
Gen-etik problemler
Gen-etik
Global dede mahalli kıyafette
Gülme hakkı
Halkın bilgi bankası
Harbi Tarkan'dan, Asri Tarkan'a...
Haydi çocuklar iktidara!
Herkesin Sezer'i kendine
İdo, Yağmur ve Doğukan
İhtiyar ve ben
İki nikah, bir cenaze
İki Türkiye
İkinci Adamlar
İzmir'de barış şarkıları
İşkenceci anlatıyor
İşte Atatürk'ün banka hesabı
İşte geleceğiniz!
İşte standart!
"İşte, temizlik... ferahlık..!"
İyimser bir yazı
Kaç kişiydik o zaman?
Kadınlar sığınaklara
Kim bu esrarengiz şair?
Kim şehit, kim değil?
"Kirvem hallarımı aynı böyle yaz!"
Konuşmak, çıkmak, yatmak...
Köşk'e bir kadın..?
Köşk' ten sonra hayat var mı?
Köyde Çehov oynandığı günler
Küçük dostum
'Küçük dostum'a mektuplar
Kürtçe TV
Liseler yarışıyor
Lozan kriterleri
Mahir Eurovision'da
Manisa utancı
Med-cezir manzaraları
Medyada uzun yaşamanın sırrı
Memleketim'i satmak
Mersedes zirveden kovuldu
Methiye
Milenyum solu
Mozart Türkiye'de
Mumcu'nun bombası
Mülkiye'nin dönüşü!
Münferit?
Nasıl geldiyse, öyle gitti!
Nazım Hikmet... memleket
Neyin kavgası?
Notlarımız değil, kalplerimiz kırık
Özgür, asabi ve çapkın...
Özür dilemeyi bilmek
Paramparça
Parti bitti! Ya şimdi?..
Paşa ile Hanım Sultan
Pia'nın peşinde...
Pokemon istilası
'Prens' Ecevit İnönü'ye karşı
Ramazan Cola'sı
Sahaya ineriz.....!
Sanki ikinci vatanı
Sayın Başbakan, durdurun ölümleri...!
Senaryo
Sezer neyi savunuyor?
Sezer'in 100 günü
Sıradan bir Cuma
Söz sokağın...
Şaban'ın ölümü
Şarkılar bir oyundur
Şehir ve kadın
Şu "antrenman" meselesi
Taharet medeniyettir!
Tahrik mazeret midir?
Tarihi dava
Tek-kültür tehdidi
Tepki: Sezer Tahran'a gitmiyor!
Terörizm yerine turizm
"Tesis vardı da yüzmedik mi?"
"Türküm... doluyum... konuşkanım!"
Uçurum
Ulucanlar cezaevinde diplomatik kiriz
Üniversitede Atatürkçülük tahkikatı
Vahşet Belgeseli
Virajda
Ya Sezer'in yakın çevresi?
Yarası saklı
Yasaklar Hoca'ya yarar
Yeni senaryo
Yılmaz'ın "kurtlarla dans"ı
Yine Duyar... yine pis kokular...
"Yumurta döllendi ben doğdum..!"
Zaten tiyatro dediğin nedir ki?
80 kuşağından mısınız?
Anahtar deliğindeki kızın odasında...
Apo'yu rehin tutmak
Arabesk öldü mü?
Avrupa sesimizi duyar mı?
Babalar ve çocuklar
Bakan Bey, orası sizin değil milletin makamı!
Belgesel ceza
Bir kontrgerilla klasiği
Bir tabunun yıkılışı
Cadı avı
Cumhurbaşkanı bir sağcı olacak!
Denizi özleyen siyasiler için
Deprem öldürmez, yoksulluk öldürür
Dikkat, dişlerimiz uzuyor
Dikkati! Sevgiliniz bu hafta terkedebilir!
Dünle yarın arasında...
E neresi kolay?
Ekstradan ne alırsınız?
Ferdi Tayfur niye olamadı?
Götürdüler merkeze...
Gümüş sokağın sefilleri
Güneydoğu'da Tunç Devri
İbo ile uzun bir geceden notlar
İkizler
İpekçi dönme miydi?
İstikrar ve istikbal
Kaç ölü lazım?
Kahpe Bizans
"Kardeşim... katilim... "
Kurtlu Kokteyl
Mirzabeyoğlu'na ne oldu?
Olmasaydı sonumuz böyle
Oruç
Ölümün sesi geliyor, duymuyor musunuz?
Önce insan!
Propaganda savaşı
Sıra korucularda
Siyaset bitiyor mu?
Sözün bittiği yerde
Suskunluğun tarihi
Süryaniler döner mi?
Tatilde...
Taylan Özgür'ü kim vurdu?
Terör töresi, töre terörü
Tılsım
Vatan yahut siz
Yeni sabahların çan sesi
Yılın adamı: İnternet Mahir
Anadolu'yum, tanıyor musun?
'Ölürsem beni topraklarıma gömün'
 
     
 
 
   
  Paramparça      
 

Maksim Gorki, 19.yüzyıl sonunda yazdığı "Boles" adlı öyküsünde Moskova'da bir apartman dairesinde karşılıklı oturan bir üniversiteli gençle, Polonyalı bir fahişenin komşuluklarını anlatır.

Polonyalı Tereza iri yarı, çirkin, biraz da geçkin bir kadındır.

Bir gün üniversiteli komşusundan kendisi için nişanlısına bir mektup yazmasını rica eder. "Mahzun kumrusundan" Varşova'daki Boles'e sımsıcak sevgi mesajları yazdırır...

Birkaç hafta sonra yeniden kapıya dayanır. Bu kez, nişanlısından kendisine gelmiş gibi bir mektup karalamasını ister üniversiteliden...

Bizim genç, bu tuhaf oyundan sıkılıp tersler Tereza'yı ve kapatır kapıyı...

Sonra pişman olup özür dilemek için kadının evine girdiğinde onu zavallı bir halde bulur. İtiraf eder Tereza, gerçekte ne Boles diye bir nişanlısı vardır, ne de mektuplaşabileceği başka biri... Sevgiye susamışlığından, kafasında bu oyunu kurmuştur. Kendisine, yani "mahzun kumrusuna" aşk satırları yazacak bir nişanlı uydurmuş, onun adına yazdırdığı satırları başkalarına okutarak böyle bir sevgilinin varlığına kendini inandırmıştır.

"Ne kötülük vardır ki bunda..?"

Delikanlı bunu öğrendikten sonra haftada iki kez Tereza'nın Boles'e mektuplarını yazar, sonra da Boles'in ona cevaplarını... Tereza ağlar bunları dinlerken; bir yandan da yalnız üniversitelinin söküklerini diker...

 

* * *

 

Teoman'ın N-Style'daki söyleşisini okurken bu hazin öyküyü anımsadım:

"Kendimi kötü hissettiğimde 19. yüzyıl romanları okuyorum" diyordu.

İtiraf etmeliyim ki, ben de haftalardır dilimde onun "Paramparça"sıyla geziniyorum. Ve bu şarkının sözlerinde Tereza'nınkine benzer bir sevgiye susamışlığı tadıyorum:

"Bugün benim doğum günüm/Hem sarhoşum, hem yastayım/bir bar taburesi üstünde/babamın öldüğü yaştayım/kelimeler büyüyor ağzımda/bildiğim tüm hayatlar/paramparça..."

Sahi, bu yaşta bir delikanlı niye doğum gününde yas tutar ki..?

 

 

* * *

 

Son bir ayda iki Teoman konseri izledim.

Bir stadyum dolusu gencin hep bir ağızdan "Bildiğim tüm hayatlar, paramparça" diye haykırışına tanık oldum.

Onun ağzında büyüyenlerin, kendi kuşağının kelimeleri olduğunu hissettim.

Şu anda Türkiye'nin en çok satan albümü bu... Adı "17..."

"Her şeyin satılık olduğu bir dünyada, mutsuzluktan sarhoş" olmuş. "Elveda zalim dünya" şarkısıyla kelebek kadar süren ömrünü noktalamış 17 yaşında bir gencin öyküsü var albümde...

Bugün 17 yaşında olanlar, 1983'te doğdular.

Büyük şehirde büyüdülerse, ne kan kokusu bulaştı gençliklerine, ne tank sesi böldü uykularını... Duvarlar, sınırlar, tabular yıkıldı onlar için; okullar, barlar, internet cafeler açıldı.

Niye öyleyse bu "iç kanama"..?

Teoman, beni çarpan bir sözcükle yanıtlıyor soruyu:

"Köksüzüz" diyor, "...tutunacak hiçbir şeyimiz yok"

1990'larda yapılan bir araştırmada gençlerin çoğu, kendi durumlarını 10 yıl öncesine göre "daha kötü" olarak nitelemişlerdi. (İMV-SAM/1995)

Hep "bir kabus dönemi" olarak tanıdıkları "80 öncesi"nde bugünden "daha iyi" olan neydi ki?

Belki şu:

Onlar, doğru ya da yanlış, bir yere kök salmış; tutunmuşlardı.

Sokaklarda cellat kol gezerken bile, "rüzgar gülleri"nin ölüm esintileri yerine daha iyi bir yaşam umuduyla döndüğü bir dönemdi o...

"80 öncesindekiler belki toplumu kurtarma uğruna gençliğini tam yaşamadı, ama -yanlış yöntemler içerse de- dayanışma, heyecan ve paylaşma duygularıyla büyük bir toplum projesi uğruna çaba gösterdi. Şimdi ise kendisi için kendine eziyet eden bir kuşak var" diyor Hayri Kozanoğlu... (Yuppieler, Prensler ve Bizim Kuşak, İletişim, 1993) ve bugünün "kalpsiz kuşak"ını "Bildiği şair adı bilgisayar markasından az olanlar" diye tanımlıyor.

 

* * *

 

Bugün, hepimizin bildiği bütün hayatlar "paramparça" iken, piyasada bunca çeşitli aşk şarkısı olması, aslında aşkın kendisinin var olmamasından mı acaba..?

Belki de birileri Gorki'nin üniversitelisi gibi bizim adımıza, olmayan bir sevgiliye yazıyor bu satırları...

Ve biz stadyumlarda toplanıp o mısraları dinlerken, aşk varmış gibi yaparak ağlaşıyoruz...

...yaralı kalbimizin sökükleri dikilirken bir yandan...

 



 
  Gör. Say. : 3876 | Yayın Tarihi : 19.07.2000  
  | Son Güncelleme : 31.07.2010 - 00:32:54 | Şu an 78 kişi ile birliktesiniz | Hukuki Şartlar ve Gizlilik Hakları | webmaster |